SSI Law Firm

  • English
  • Türkçe
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Ekibimiz ile Tanışın
  • Çalışma Alanları
  • Kariyer
  • İletişim
  • Home
  • Articles posted by ssi-legal
  • Page 2
2 Temmuz 2026

Author: ssi-legal

ANONİM ŞİRKET PAYLARININ REHNİ: HUKUKİ ÇERÇEVE VE UYGULAMA SÜREÇLERİ

Cuma, 14 Şubat 2025 by ssi-legal

Özet

Anonim şirketler, ticaret hayatının dinamik yapısı içinde sermaye piyasalarının temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Bu şirketlerin pay sahipliği yapısı, yalnızca mülkiyetin temsil edilmesinde değil, aynı zamanda ekonomik ilişkilerin teminat altına alınmasında da önemli bir araç sunmaktadır. Özellikle, anonim şirket paylarının maddi değer taşıması ve kolaylıkla devredilebilir olması, bu payların hukuki işlemlerde teminat olarak kullanılmasını yaygınlaştırmıştır. Pay rehni, alacaklıların borç ilişkilerinde güvence sağlamak amacıyla başvurdukları etkili bir yöntem olarak ticari yaşamda geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu1 (“TTK”), anonim şirket paylarının rehni konusunda özel bir düzenleme içermemekle birlikte, 6427 sayılı Türk Medeni Kanunu2 (“TMK”) kapsamında yer alan genel rehin hükümleri, bu işlemlerin temel esaslarını belirlemektedir. Payların senede bağlanıp bağlanmaması, rehne konu hakların kapsamını ve rehin kurulma prosedürünü doğrudan etkilemektedir. Bu çalışmada, rehin kavramı açıklanarak anonim şirket payları üzerinde rehin hakkı kurulmasına yönelik işlemler detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Anonim Şirket, Pay Rehni, Rehin Hakkı, Hamiline Yazılı Senet, Nama Yazılı Senet, Senede Bağlanmış Pay, Senede Bağlanmamış Pay

I. GİRİŞ

Ticaret dünyasındaki gelişmelere paralel olarak şirket kuruluşlarında önemli bir artış yaşanmaktadır. Bu doğrultuda, özellikle anonim şirketlerin ticaret hayatındaki önemi artarken, şirket paylarının hukuki işlemlere daha sık konu olması kaçınılmaz hale gelmiştir. Anonim şirket paylarının maddi değer taşıması ve devredilebilir nitelikte olması, bu payların sıklıkla teminat işlemlerine konu edilmesine yol açmıştır. Pay sahiplerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla anonim şirkette sahip oldukları paylarını rehin göstermesi, pay rehninin finansman sağlama noktasında önemli bir araç olduğunu ortaya koymaktadır.

II. REHİN KAVRAMI

Rehin, borçlunun borcunu ifa etmemesi, kısmen veya kötü ifa etmesi durumlarında, alacaklının rehin konusu değeri paraya çevirerek alacağını tahsil etme yetkisini veren sınırlı bir ayni haktır3. Anonim şirketlerde pay rehni, TTK’da özel olarak düzenlenmemiş olmakla birlikte, rehne ilişkin genel kuralların düzenlendiği TMK hükümleri uyarınca gerçekleştirilmektedir.

TMK’da rehin hakkı, gayrimenkul (taşınmaz) ve menkul (taşınır) rehni olmak üzere iki temel kategoriye ayrılmıştır. Anonim şirket payı, pay sahipliği haklarını temsil ettiğinden, senede bağlanmış olsun ya da olmasın, pay üzerindeki rehin hakkı pay sahipliği hakları üzerinde kurulmuş olur. Bu yönüyle pay üzerinde tesis edilen rehin, hak üzerinde kurulmuş rehin niteliğindedir ve taşınır rehnine ilişkin esaslara tabidir4. TMK uyarınca taşınır rehni türlerinin kapsamına, eşyaların yanı sıra eşya sayılmayan alacak ve haklar da dahil edilmiştir. Bu doğrultuda, anonim şirket payları üzerinde kurulacak rehin, pay sahipliğinden kaynaklanan haklar üzerinde kurulmuş bir rehin olarak değerlendirileceğinden, TMK’nın 954 ve devamı maddelerinde yer alan “alacaklar ve diğer haklar üzerinde rehin” hükümlerine tabi olacaktır.

Rehinli alacaklının pay sahipliğinden kaynaklanan haklar üzerinde rehin kuracağı belirtilmiş olmakla birlikte, bu durum pay sahipliği haklarının tamamı için geçerli değildir. Örneğin, paraya çevrilmesi mümkün olmayan yönetime katılma hakları (genel kurula katılma, oy hakkı), koruyucu pay sahipliği hakları (dava hakları, azlık hakları) ve aydınlatıcı haklar (bilgi alma hakkı, inceleme ve denetleme hakkı) rehnin konusunu oluşturmamaktadır. Yalnızca paraya çevrilebilen malvarlığına ilişkin haklar (kâr payı alma, tasfiye bakiyesine katılma), rehnin kapsamında yer almaktadır. Bununla birlikte, pay üzerinde rehin kurulması durumunda, rehnedenin pay sahipliği sıfatında herhangi bir değişiklik meydana gelmeyecektir.

III. ANONİM ŞİRKET PAYLARI ÜZERİNDE REHİN HAKKININ KURULMASI

Anonim şirket payları üzerinde rehin hakkı kurulması işlemleri, payların senede bağlanıp bağlanmadığına ve pay senetlerinin türüne göre farklılık göstermektedir. Ayrıca, rehin hakkının kurulması için borçlandırıcı işlemin gerçekleştirilmesinin ardından tasarruf işleminin yapılması gerekmektedir.

Rehin sözleşmesi, bir kimsenin sahip olduğu anonim şirket payı üzerinde alacaklı lehine rehin kurma borcunu üstlendiği hukuki işlem olarak tanımlanmaktadır5. Rehin sözleşmesinde yazılılık bir geçerlilik şartıdır6 ve rehin sözleşmesi, anonim şirket payını teminat olarak gösteren rehin veren ile alacağını teminat altına almak isteyen alacaklı arasında yapılır7. Senede bağlanmış anonim şirket payları üzerinde rehin hakkı kurulması adına yapılan rehin sözleşmesi borçlandırıcı işleme karşılık gelirken, senede bağlanmamış paylar üzerindeki rehin sözleşmesi tasarruf işlemi niteliğindedir. Rehin veren, teminat altına alınacak borcun borçlusu olabileceği gibi üçüncü bir kişi de olabilmektedir. Ancak alacaklı, rehin hakkının feriliği gereği, yalnızca rehinle teminat altına alınan alacağın alacaklısı olabilecektir.

A. Senede Bağlanmamış Paylar Üzerinde Rehin Hakkının Kurulması

TMK uyarınca, başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilmektedir. Aksine bir hüküm bulunmadıkça, bunların rehni hakkında teslime bağlı rehin hükümleri uygulanır8. Buna göre, anonim ortaklıklarda senede bağlanmamış payın sahibine sağladığı malvarlıksal hakların rehni mümkündür9. TMK’nın 954. maddesinde de belirtildiği üzere, senede bağlanmamış pay üzerinde rehin hakkının kurulması için yazılı rehin sözleşmesinin yapılması gerekmektedir. Anılan rehin sözleşmesi, borçlandırıcı işlem olan rehin sözleşmesinden farklı olarak tasarruf işlemi niteliğindedir. Rehin veren ile alacaklı arasında yazılı rehin sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte, şirket payı üzerinde rehin hakkı kurulmuş olur10.

Sermaye piyasası mevzuatına ilişkin hükümler uyarınca kaydileştirme, sermaye piyasası araçlarının fiziki olarak senet üzerine basılması yerine, bu araçların elektronik ortamda kayıt altına alınmasıdır. Kaydileştirilmiş paylar da senede bağlanmamış pay niteliğinde değerlendirilmektedir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun11 47. maddesi uyarınca, Merkezi Kayıt Kuruluşu (“MKK”) nezdinde kayden izlenen sermaye piyasası araçlarını konu alan teminat sözleşmeleri yazılı şekilde yapılmaktadır12.  Bu sözleşmeler, tasarruf işlemi niteliğinde olup, taraflarca imzalanmasıyla birlikte rehin hakkı kurulmuş olur. Ayrıca, rehin hakkının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için kaydileştirilmiş pay üzerinde kurulan rehin hakkının MKK’ya bildirilmesi gerekmektedir.

B. Senede Bağlanmış Paylar Üzerinde Rehin Hakkının Kurulması

Pay senetleri, hamiline veya nama yazılı olabilir13 ve bu senetler kıymetli evrak niteliğindedir. Pay senedi üzerinde rehin hakkı kurulmasında, TMK’nın kıymetli evrakın rehnini düzenleyen hükümleri uygulanır.

Hamiline yazılı pay senetlerinin rehni, senedin arka yüzüne “rehin içindir” şerhi yazılarak teslim edilmesiyle gerçekleştirilir14. Zilyetliğin alacaklıya devri, rehin hakkının kurulması için zorunludur.

Nama yazılı pay senetlerinin rehninde, taraflar arasında yazılı bir rehin sözleşmesi imzalanması ve/veya nama yazılı senetler üzerinde rehin cirosu işlemi yapıldıktan sonra senetlerin teslim edilmesi gerekmektedir15.

V. SONUÇ

Anonim şirket payları üzerinde rehin hakkı kurulması, ticaret hukukunun önemli bir enstrümanı olarak hem pay sahiplerine finansal esneklik sağlamakta hem de alacaklılar için güvenilir bir teminat mekanizması sunmaktadır. Bu çalışmada, anonim şirket paylarının rehin işlemlerine ilişkin hukuki çerçeve, payların senede bağlanıp bağlanmamasına ve pay senetlerinin türüne göre farklılık gösteren prosedürler ele alınmıştır.

Türk hukuku, TMK’daki genel rehin düzenlemeleri çerçevesinde anonim şirket payları üzerindeki rehin işlemlerine uygulama alanı tanımaktadır. Senede bağlanmamış paylar için yazılı rehin sözleşmesi ve kaydileştirilmiş paylar için MKK nezdinde yapılacak bildirimler önem arz ederken, senede bağlanmış paylar için hamiline veya nama yazılı senetlerin rehninde teslim ve ciro işlemleri öne çıkmaktadır. Bu süreçte, yazılılık şartı, zilyetliğin devri ve taraflar arasındaki irade uyumu, işlemlerin geçerliliği açısından kritik öneme sahiptir.

Pay rehni, pay sahiplerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla paylarını teminat olarak göstermelerine imkân tanırken, alacaklılar için de borç ilişkilerinde güvence sağlamaktadır. Bu durum, sermaye piyasalarının canlılığını artırmakta ve ticari ilişkilerin güçlenmesine katkıda bulunmaktadır.Ancak, rehin işlemlerinin hukuki niteliği ve uygulanacak prosedürlerin doğru anlaşılması, hem pay sahipleri hem de alacaklılar açısından büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, anonim şirket payları üzerinde rehin hakkı kurulması, hem yatırımcılar hem de finansal kuruluşlar için vazgeçilmez bir hukuki araç olarak öne çıkmaktadır. Bu mekanizma, pay sahiplerine finansal hareketlilik sağlarken, alacaklılar için de güvenilir bir teminat sunarak ticari hayatın dinamik yapısına uyum sağlamaktadır.

References


  1. 14.02.2011 tarihli 27846 sayılı Resmî Gazete ↩︎
  2. 21.11.2001 tarihli 24607 sayılı Resmî Gazete ↩︎
  3. Sermaye Piyasası Kurulu, Türk Hukukunda Anonim Şirket Hisse Senetlerinin Rehni Yönetici Özeti, s. 1 ↩︎
  4. Prof. Dr. Mehmet Serkan ERGÜNE, Anonim Şirket Payı Üzerinde Rehin Hakkı Kurulması, 2016, C.LXXIV, S.2, s. 741 ↩︎
  5. ERGÜNE, s. 742 ↩︎
  6. Türk Medeni Kanunu (TMK), m.955 ↩︎
  7. ERGÜNE, s. 743 ↩︎
  8. Türk Medeni Kanunu (TMK), m.954 ↩︎
  9. Prof. Dr. Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku Şerhi Cilt III, 2022, s. 2417 ↩︎
  10. ERGÜNE, s. 745 ↩︎
  11. 30.12.2012 tarihli 28513 sayılı Resmî Gazete ↩︎
  12. Sermaye Piyasası Kanunu, m.47/1 ↩︎
  13. Türk Ticaret Kanunu (TTK), m.484 ↩︎
  14. PULAŞLI, s. 2429 ↩︎
  15. Av. Dr. Umut KOLCUOĞLU, Anonim Şirketler Pay Rehni Kurulması İşlemleri, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi, Aralık 2023 ↩︎

Anonim ŞirketHamiline Yazılı SenetNama Yazılı SenetRehin HakkıSenede Bağlanmamış PaySenede Bağlanmış Pay
Read more
  • Published in Yayınlar
No Comments

GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIM FONLARINA İLİŞKİN VERGİLENDİRME AVANTAJLARI

Cuma, 07 Şubat 2025 by ssi-legal

Özet

Girişim Sermayesi Yatırım Fonları (“GSYF”), yenilikçi projelere finansman sağlamak ve nitelikli yatırımcıların sermaye piyasalarına yönelmesini teşvik etmek amacıyla düzenlenmiş bir yatırım aracıdır. Türk vergi mevzuatı kapsamında getirilen düzenlemeler ile , bu fonlara ilişkin çeşitli muafiyet, istisna ve teşviklerle yatırımcıların GSYF’lere olan ilgisinin artırılması amaçlanmaktadır. Vergisel avantajlar, GSYF’lere ayrılan tutarların vergi matrahından düşülmesi, yatırım kazançlarının vergiden muaf tutulması ve girişimlere yönelik sözleşmelerin damga vergisinden istisna edilmesi gibi birçok kolaylığı içermektedir. Bu düzenlemeler, yenilikçi girişimlerin desteklenmesini sağlayarak hem ekonomik büyümeye hem de sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, GSYF’lerin hukuki altyapısı, nitelikli yatırımcı kriterleri ve vergisel düzenlemeler kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Girişim Sermayesi, Girişim Sermayesi Yatırım Fonları, Nitelikli Yatırımcı, Vergisel Avantajlar, Vergi İndirimi, Vergi İstisnası, Sermaye Piyasası Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu

I. GİRİŞ

Türk sermaye piyasasında, GSYF’ler, yenilikçi projelere finansman sağlanması ve nitelikli yatırımcıların sermaye piyasalarına yönlendirilmesi amacıyla düzenlenmiş özel bir yatırım aracı olarak dikkat çekmektedir. Fonlar, yalnızca nitelikli yatırımcıların katılımına açık olup gerek yatırımcılar gerekse portföy yönetim şirketleri açısından önemli vergisel avantajlar sunmaktadır. Bu çalışmamız kapsamında GSYF’lerin hukuki niteliği ve yönetimi, GSYF’lere yatırımcı olmak için aranan şartlara ilişkin hukuki düzenlemeler ile GSYF’lere tanınan vergisel avantajlar detaylı bir şekilde sizlere sunulacaktır.

II. GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIM FONLARI VE YASAL ÇERÇEVE

GSYF’ler, nitelikli yatırımcılardan katılma payı karşılığında toplanan para ya da iştirak paylarıyla, pay sahipleri hesabına, inançlı mülkiyet esaslarına göre Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği’nde (III-52.4)1 (“GSYF Tebliği”), belirtilen varlık ve işlemlerden oluşan portföyü işletmek amacıyla, Sermaye Piyasası Kurulu’ndan (“SPK”) faaliyet izni alan portföy yönetim şirketleri tarafından bir içtüzük ile süreli olarak kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan malvarlıklarıdır.2

GSYF’lerin tüzel kişiliği bulunmamaktadır. GSYF’ler yalnızca GSYF Tebliği’nin 4. maddesinin 5. fıkrası uyarınca fon kuruluş işlemleri, fona ilişkin ticaret sicili işlemleri (tescil, değişiklik, terkin ve düzeltme) ve GSYF’lerin ortağı olacağı şirketlerin ticaret sicili işlemleri (kuruluş, sermaye artırımı, pay devri) dahil, her türlü ticaret sicili işlemiyle sınırlı olarak tüzel kişiliğe haizdir. Bu noktada GSYF’lerin malvarlıklarının maliki fonun kurucusu konumundaki portföy yönetim şirketidir.3 Ancak bu mülkiyet, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (“SPKn”) 52. maddesinde de belirtilmiş olduğu üzere, inançlı mülkiyet esasına dayanmaktadır. İnançlı mülkiyet ise, tasarruf sahiplerinin yatırım fonuna ilişkin yönetim yetkisinin iç tüzük çerçevesinde portföy yönetim şirketine aktarılmasını, dolayısıyla fon yönetiminin de portföy yönetim şirketinde olmasıdır. Bu doğrultuda portföy yönetim şirketleri yatırımcılarından topladıkları varlıklar ile oluşturdukları portföyün profesyonel bir şekilde yönetiminden ve yatırım risklerinin asgariye indirilmesinden sorumludur.4

III. GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIM FONLARINDA YATIRIMCI OLMA KRİTERLERİ 

Yatırımcılar, GSYF’lere gerçekleştirdikleri yatırımlar karşılığında, sahip oldukları hakları tanımlayan ve fona katılımlarını temsil eden bir sermaye piyasası aracı olan katılma paylarına sahip olurlar. Katılma payları yatırımcıların GSYF’lerin malvarlığına katılımını temsil etmekle beraber yatırımcılar ile portföy şirketi arasında sui generis nitelikte, sözleşmeye dayalı bir ilişki yaratmaktadır.5

GSYF’ler yüksek riskli, uzun vadeli ve düşük likiditeye sahip olması nedeniyle katılma paylarına yalnızca nitelikli yatırımcılar sahip olabilmektedir.6 GSYF Tebliği’nin 3. maddesine göre “nitelikli yatırımcı” terimi, SPK’nın sermaye piyasası araçlarının satışına ilişkin çeşitli düzenlemelerinde tanımlanan kişi veya kuruluşlar ile bireysel katılım yatırımcısı lisansına sahip kişileri ifade etmektedir. Dolayısıyla Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik’te7 (“Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği”) tanımlanan bireysel katılım yatırımcısı lisansına sahip kişiler de nitelikli yatırımcı olarak nitelendirilmektedirler.8 Bireysel Katılım Sermayesi Yönetmeliği’nin 3. maddesi uyarınca bireysel katılım yatırımcısı, kişisel varlıklarını ve/veya tecrübe ve birikimlerini başlangıç veya büyüme aşamasındaki şirketlere aktaran gerçek kişiler olarak tanımlanmış olup9 bireysel katılım lisansına sahip olabilmek için Bireyse Katılım Sermayesi Yönetmeliği’nin 11. maddesi kapsamında belirlenen kriterlerden en az birinin sağlanması gerekmektedir.10 Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği’nde (II-5.2)11 ise, nitelikli yatırımcılar, profesyonel müşteriler ile talebe dayalı profesyonel müşterilerden oluşmaktadır.12 Profesyonel müşteri tanımı ise Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ’in (III-39.1)13 (“Yatırım Kuruluşları Tebliği”) 31. maddesinde yapılmış olup ilgili düzenleme uyarınca profesyonel müşteri, kendi yatırım kararlarını verebilmek ve üstlendiği riskleri değerlendirebilmek için gerekli tecrübe, bilgi ve uzmanlığa sahip müşterileri ifade etmektedir.14 Talebe dayalı profesyonel müşteriler ise, Yatırım Kuruluşları Tebliği’nin 32. maddesinde sayılan şartlardan en az ikisine haiz ve yazılı şekilde profesyonel müşteri olma talebinde bulunan müşterilerdir.15 Bir yatırımcının nitelikli yatırımcı olup olmadığının kontrolü ise yatırımcının katılma payı sahipliğinin tesisinden önce portföy yönetim şirketi tarafından gerçekleştirilecektir.16

Uygulamada yatırımcının nitelikli olduğunun tespiti akabinde katılma payı sahipliğinin tesisi için GSYF ile yatırımcı arasında bir yatırımcı sözleşmesi akdedilmektedir. GSYF Tebliği’nde yatırımcı sözleşmesi bireysel veya toplu olarak akdedilen, içtüzük, ihraç belgesi ve fon ihraç sözleşmesinde yer verilmeyen hususların düzenlendiği ihtiyari sözleşme olarak tanımlanmıştır.17 GSYF Tebliği’nde yatırımcı sözleşmesinin içeriğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından tarafların sözleşme serbestisi kapsamında yatırımcı sözleşmesinin hükümlerini özgürce belirleyebilmeleri mümkündür.

IV. VERGİ AVANTAJLARI

GSYF’lerin ortaya çıkış amacı, yüksek risk barındıran yenilikçi girişimlere yatırım ve yatırımcı çekebilmektir. Böylece girişim şirketlerinin başarılı olması ve bulunduğu ülke ekonomisine katkı sağlaması mümkün olabilecektir. Bu kapsamda GSYF’ler vasıtasıyla, girişim şirketleri ihtiyaçları olan sermayeye erişim sağlayabilirken, yatırımcılar ise girişim şirketlerinin yüksek büyüme potansiyelleri dolayısıyla yatırımlarının karşılığında tatmin edici bir gelir elde etme fırsatına sahip olmaktadır. Günümüz iş dünyasının rekabetçi ortamında bugün sektör devi olarak tanımladığımız pek çok şirket girişim sermayesi finansmanı sayesinde büyüme fırsatı bulabilmiştir.18 Dolayısıyla bu boyutlardaki şirketlerin ülke ekonomisine olan katkısı göz önünde bulundurulduğunda girişim sermayesi yatırımlarının desteklenmesi ile fon ve ortaklık yatırımlarının özendirilmesi amacıyla pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de vergi indirim, muafiyet ve istisna uygulamaları hem GSYF’lerin kazançlarına hem de yatırımcıların kazançlarına uygulanmakta, böylelikle girişim sermayesi yatırımları teşvik edilmektedir. Çalışmamız kapsamında GSYF’lere ve yatırımcılarına uygulanan vergi indirim, muafiyet ve istisna uygulamaları 213 sayılı Vergi Usul Kanunu19 (“VUK”), 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu20 (“KVK”), 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu21 (“GVK”) ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu22 (“Damga Vergisi Kanunu”) kapsamında incelenecektir.

A. Vergi Usul Kanunu Kapsamında Düzenlenen Avantajlar

VUK’un 325/A maddesinde, SPK’nın düzenleme ve denetimine tabi olarak Türkiye’de kurulmuş veya kurulacak olan girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına sermaye olarak konulması veya GSYF paylarının satın alınması amacıyla, ilgili dönem kazancından veya beyan edilen gelirden girişim sermayesi fonu ayrılabileceği düzenlenmiştir. Maddenin devamında ayrılabilecek olan girişim sermayesi fonunun kurum kazancının veya beyan edilen gelirin %10’unu ve öz sermayenin %20’sini aşamayacağı belirtmiştir.23

Yatırım yapmak üzere ayrılan girişim sermayesi fon tutarları pasifte geçici bir hesapta tutulabilmektedir, ancak fon tutarının ayrıldığı yılın sonuna kadar GSYF’lere yatırım yapılmaması durumunda, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir.24

Ayrıca önemle belirtmek gerekir ki ilgili madde, ayrılan fon tutarının amacı dışında herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi, işletmeden çekilmesi, ortaklara dağıtılması, dar mükelleflerce ana merkeze aktarılması veya işin terki, işletmenin tasfiyesi, devredilmesi, bölünmesi ya da GSYF katılma paylarının elden çıkarılmasından itibaren altı ay içerisinde tekrardan aynı amaçla kullanılmaması halinde, bu işlemlerin yapıldığı veya altı aylık sürenin dolduğu dönemde ilgili tutarın vergiye tabi olacağını düzenlemektedir.25

Madde metninin lafzından, kanun koyucunun henüz faaliyete geçmemiş GSYF’lere de yatırım yapılmasını destekleme amacında olduğu, bu amaca istinaden yatırım yapılan GSYF’lerin faaliyette bulunma zorunluluğunun ilgili maddede düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Zira yatırımcılar kurulacak olan fonlar için de ilgili tutarları ayırabilme imkanına sahiptir. İlaveten, düzenlenmenin tanıdığı imkân yalnızca bilanço esasına göre defter tutan yatırımcılara uygun olup fon için ayrılan tutarın pasifte geçici bir hesapta izlenmesi ancak bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerce mümkün olabilecektir.26

B. Kurumlar Vergisi Kanunu Kapsamında Düzenlenen Avantajlar

1. Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarının Kazançları

    KVK’nın 2. maddesinde SPK’nın düzenleme ve denetimine tabi olan fonlar sermaye şirketi olarak kabul edilmiş olup, kurumlar vergisi mükellefi oldukları belirtilmiştir.27 Bu doğrultuda aslında girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının kurum kazançlarının vergiye tabi olması beklenirken KVK’nın 5. maddesinin beşinci fıkrasının (d) bendinin (3) numaralı alt bendinde Türkiye’de kurulu GSYF’lerin veya ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisinden müstesna kılınmıştır.28 Madde metninde “kazançları” ifadesinin herhangi bir şekilde sınırlandırılmamış olması nedeniyle portföy yönetim şirketlerinin, portföy yönetimi dışında sağladıkları tüm kazançlar da kurumlar vergisinden istisna durumdadır.29

    2. Yatırımcıların Kazançları

    GSYF’lerin kazançlarına tanınan istisna ve indirimlere ek olarak, KVK’nın 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (3) numaralı alt bendinde kurumlar vergisi mükellefi GSYF’lere ilişkin katılma paylarına sahip yatırımcıların da katılma paylarından elde edecekleri karların, katılma paylarının fona iadesinden elde edilen gelirlerin ve katılma paylarının değer kazanması dolayısıyla elde etmiş oldukları değer artış kazançlarının kurumlar vergisinden müstesna olduğu düzenlenmiştir.30

    Ayrıca VUK kapsamında düzenlenen avantajlara ilişkin açıklamalarımızda belirtmiş olduğumuz üzere, KVK’nın 10. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca da girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarların beyan edilen gelirin %10’unu aşmayan kısmının kurum kazancından indirilebileceği düzenlenmiştir.31

    3. Gelir Vergisi Kanunu Kapsamında Düzenlenen Avantajlar

    GVK’nın 75. maddesinin ikinci fıkrasının (1) bendi uyarınca SPKn’ye göre kurulan yatırım fonları katılma belgelerine ödenen kar payları menkul sermaye iradı olarak nitelendirilmektedir.32 Gerçek kişi ve kurumlarca sahip olunan ve SPKn ile ilgili mevzuata göre sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilen yatırım fonları katılma belgelerinden elde edilen gelirler, GVK’nın geçici 67. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde tevkifat yoluyla vergilendirilmektedir.

    Söz konusu katılma paylarından elde edilen gelirlerin ise aşağıdaki şekilde gruplandırılması mümkündür;

    • Katılma paylarının fona iadesinden doğan gelirler (menkul sermaye iradı),
    • Katılma paylarının üçüncü kişilere satışından doğan gelirler (değer artışı kazancı) ve
    • Katılma paylarının elde tutulduğu dönemde elde edilen dönemsel gelirler (menkul sermaye iradı).33

    Bu doğrultuda gerçek kişilerce sahip olunan ve SPKn ve ilgili mevzuatı uyarınca sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilen yatırım fonları katılma belgelerinin fona iadesinden veya fonun kâr payı dağıtımından elde edilen gelirlerin GVK’nın geçici 67. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tevkifata tabi tutulması gerekmektedir. Bu kazançlar ilgili hükme ilişkin 23.07.2006 tarihli ve 26237 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı34 uyarınca %10 oranında tevkifat yoluyla vergilendirilmektedir. Ancak iki yıldan uzun süre elde tutulan GSYF’lerin katılma paylarından elde edilen kazançlar için tevkifat oranı %0 olarak uygulanmaktadır.35

    GSYF katılma belgeleri üzerinden gerçek kişilerce elde edilen gelirler için tevkifat yapılmış olması durumunda yapılan tevkifat nihai vergilendirme niteliğinde olmaktadır ve tam mükellef gerçek kişilerce bu gelirler için yıllık beyanname verilmesine gerek bulunmamaktadır. Başka gelirler için yıllık beyanname verilmesi durumunda ise bu gelirler yıllık beyannameye dahil edilmeyecektir. İlaveten, dar vergi mükellefi gerçek kişiler için de münferit beyanname verilmesi gerekmeyecektir.

    Ayrıca VUK kapsamında düzenlenen avantajlara ilişkin açıklamalarımızda belirtmiş olduğumuz üzere GVK’nın 89. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca girişim sermayesi fonu olarak ayrılan tutarların beyan edilen gelirin %10’unu aşmayan kısmı beyannameden indirilebilecek gelirler arasındadır.36

    4. Damga Vergisi Kanunu Kapsamında Düzenlenen Avantajlar

    Girişim sermayesi yatırımlarına ilişkin sözleşmeler, Damga Vergisi Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca damga vergisinden müstesna kağıtların sayıldığı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (2) sayılı tabloda “Girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ve girişim sermayesi yatırım fonlarının münhasıran girişim sermayesi yatırımları ile ilgili düzenlenen sözleşmeler ile bu sözleşmelere ilişkin düzenlenen diğer kâğıtlar” şeklinde belirtilmiş ve damga vergisinden müstesna tutulmuştur.37

    V. SONUÇ

    GSYF’ler, nitelikli yatırımcıların birikimlerini profesyonel yönetim altında değerlendirmesine ve yenilikçi girişimlerin finansmana erişimine olanak tanıyan özel bir yatırım modelidir. VUK, KVK, GVK ve Damga Vergisi Kanunu gibi çeşitli düzenlemelerde GSYF’ler için sağlanan indirim, istisna ve muafiyetler ise GSYF’lerin teşvik edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

    Bu düzenlemelerin temel amacı, girişim şirketlerinin bulunduğu ülkeye ekonomik anlamda büyük katkı potansiyeli sunması nedeniyle, bu şirketlere sermaye aktarımını kolaylaştırmak, yatırımcıları bu alanlara yönlendirmek ve girişimciliğin desteklenmesi yoluyla ekonomik büyüme ve istihdam yaratılmasını teşvik etmektir. Vergisel teşviklerin sağladığı kolaylıklar, GSYF’lerin hem yatırımcılar hem de girişimciler açısından cazibesini artırmakta; bu sayede girişimlerin finansmana erişimini kolaylaştırarak yenilikçi ekonomilerin gelişimine katkı sağlamaktadır.

    References


    1. 02.01.2014 tarihli 28870 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    2. 02.01.2014 tarihli 28870 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    3. Erva Cavide Yurttadur, Girişim Sermayesi Yatırım Fonları, 2024, s. 37 ↩︎
    4. Yurttadur, a.g.e, s.39 ↩︎
    5. Yurttadur, a.g.e, s.61 ↩︎
    6. Tuğçe Aydoğan Çete, Girişim Finansmanında Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarının Rolü ve Önemi, 2021, s.75 ↩︎
    7. 15.02.2013 tarihli 28560 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    8. Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.4) m.3 ↩︎
    9. Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik m.3 ↩︎
    10. Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik m.11 ↩︎
    11. 28.06.2013 tarihli 28691 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    12. Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği (II-5.2) m.4 ↩︎
    13. 17.12.2013 tarihli 28854 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    14. Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ’in (III-39.1) m.31 ↩︎
    15. Yatırım Kuruluşlarının Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Tebliğ’in (III-39.1 m..32 ↩︎
    16. Sermaye Piyasası Araçlarının Satışı Tebliği (II-5.2) m.7 ↩︎
    17. Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.4) m.3 ↩︎
    18. Yurttadur, a.g.e, s.111 ↩︎
    19. 10.01.1961 tarihli 10703 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    20. 21.06.2006 tarihli 26205 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    21. 06.01.1961 tarihli 10700 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    22. 11.07.1964 tarihli 11751 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    23. Vergi Usul Kanunu (VUK) m.325/A ↩︎
    24. Vergi Usul Kanunu (VUK) m.325/A ↩︎
    25. Vergi Usul Kanunu (VUK) m.325/A ↩︎
    26. Mehmet Yüce, Bursa Bilanço 144. Sayı, Vergi Mevzuatımız Açısından Girişim Sermayesi Fonu, 2013 s. 68 ↩︎
    27. Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) m.2 ↩︎
    28. Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) m.5 ↩︎
    29. Arş. Gör. Yaren Yitkin, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi Cilt: 10 Sayı: 2, Girişim Sermayesi Yatırımları Bakımından Kişi ve Kurumların Vergilendirilmesi, 2024 s.344 ↩︎
    30. Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) m.5 ↩︎
    31. Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) m.10 ↩︎
    32. Gelir Vergisi Kanunu (GVK) m.75 ↩︎
    33. T.C. Gelir İdaresi Başkanlığı 15.12.2020 tarih ve 934609 sayılı Özelge ↩︎
    34. 23.07.2006 tarihli ve 26237 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı m.1 ↩︎
    35. Yurttadur, a.g.e, s.110 ↩︎
    36. Gelir Vergisi Kanunu (GVK) m.89 ↩︎
    37. Damga Vergisi Kanunu m.9 ↩︎

    Girişim SermayesiGirişim Sermayesi Yatırım FonlarıNitelikli YatırımcıVergi İndirimiVergi İstisnasıVergisel Avantajlar
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    ULUSLARARASI FİNANS MERKEZLERİ VE TAHKİM

    Pazartesi, 20 Ocak 2025 by ssi-legal

    Özet

    Günümüz ekosistemi içerisinde sermayenin kolayca ülke değiştirebilmesi, mal, hizmet ve sermaye piyasalarını ülkesel boyuttan küresel boyuta taşımıştır. Bu küreselleşmenin sonuçlarından bir tanesi de uluslararası yatırımcıların, faaliyet gösterdikleri her ülkede farklı bir hukuk sistemi ve adli mekanizma ile çalışmak zorunda kalmalarıdır. Uluslararası finans uygulamasında önemli bir alternatif olarak uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümü için kurulmuş çeşitli kurumlar bulunmaktadır.

    Bu çalışmamızda, öncelikle tahkimin uluslararası finans alanındaki önemi ve tercih edilme sebepleri, sonrasında ise Orta Doğu ve Asya’daki önemli uluslararası finans merkezlerinde kurulmuş olan tahkim kurumları incelenmekte olup, son kısımda ise bu inceleme ışığında ülkemizde İstanbul Finans Merkezi’nde (“İFM”), diğer uluslararası finans merkezlerinin sahip olduğuna benzer bir yapı kurulup kurulamayacağına ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Uluslararası Finans Merkezi, Uluslararası Tahkim, Uyuşmazlık Çözüm Yöntemi, İstanbul Finans Merkezi

    I. GİRİŞ

    Dünyanın önde gelen finans merkezleri, bulundukları ülkenin yargı yetkisinden bağımsız birer yargı alanı olma özellikleriyle gerek kendi bünyelerinde kurulan özel ve bağımsız mahkemeler gerekse özel tahkim kurumları ile yatırımcılara ev sahibi ülkenin yargı sistemine tabi olma dışında bir seçenek sunmaktadır. Yatırımcılar ise uluslararası yatırım ve ticaret faaliyetlerinde kendilerinin de eşit olarak temsil edildikleri bir mekanizma olan tahkim yolunu, diğer uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden daha çok tercih etmektedirler.

    Yatırımcıların uluslararası tahkimden bekledikleri en önemli hususlar, anlaşmazlık konusunun hızlı, mümkün olduğunca az masraflı bir şekilde kabul edilebilir bir sonuca ulaşabilmesi ve alınan kararın tenfizinin güvenceye alındığı bir sistemin varlığıdır.

    II. ULUSLARARASI FİNANS ALANINDA TAHKİMİN ÖNEMİ

    24 Kasım 2016’da Milletlerarası Ticaret Odası (“ICC”) Tahkim ve Alternatif Uyuşmazlık Çözümü Komisyonu Finansal Kurumlar ve Uluslararası Tahkim Görev Gücü tarafından yayımlanan Finansal Kurumlar ve Uluslararası Tahkim Hakkında Rapor’a1 (“Rapor”) göre, Londra, New York, Hong Kong ve Frankfurt gibi ana finans merkezlerinde yerel mahkemelerde dava açmayı tercih eden finansal kurumlar, değişen ve giderek daha katı hale gelen düzenleyici ortam, küreselleşme ve gelişmekte olan piyasalardan tarafların uluslararası finansa artan katılımı nedeniyle sınır ötesi bankacılık ve finansal anlaşmazlıklar için uluslararası tahkimin kullanımına giderek daha açık hale gelmektedir.

    Rapor’da, finansal kurumların aşağıdaki durumlarda tahkimi tercih etme eğiliminde olduğu belirtilmektedir:

    • İşlem önemli ve özellikle karmaşıksa;
    • Gizlilik bir endişe konusuysa;
    • Karşı taraf devlete ait bir kuruluşsa;
    • Karşı taraf, yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının sorunlu olduğu veya bir tahkim kararının infazının daha kolay olabileceği bir yargı bölgesindeyse.

    Finansal kurumlar için bugüne kadarki en temel sorunlardan biri, sözleşme ilişkisi içerisinde bulundukları karşı tarafın bulunduğu ülke veya varlıklarının bulunduğu ülke olmuştur. Zira, tahkim kararının infazının ilgili ülkede talep edilmesi gerekecektir. Bu noktada, uluslararası tahkimin finansal kurumlara sunabileceği temel avantajları incelemek aydınlatıcı olacaktır.

    Finansal işlemlerin giderek daha karmaşık hale gelmesi ve finansal hizmetlere ilişkin anlaşmazlıkların genellikle oldukça teknik olması, uzman hakemler, tahkim kurumları ve karmaşık finansal anlaşmazlıkları çözmek için tasarlanmış kuralların tercih edilmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, ulusal mahkemenin karmaşık finansal ürünlerle başa çıkmak için uzmanlığa sahip olmaması endişesine karşılık tarafların sektör uzmanlığı ve deneyimi olan uzman hakemleri seçme imkânı, finans kuruluşları tarafından tahkimin temel bir avantajı olarak gösterilmektedir.

    Danışmanlık ve birleşme ve devralma gibi ticari açıdan hassas alanlar için bir diğer avantaj ise tahkimin sunduğu gizlilik ve mahremiyettir. Mahkeme davalarının aksine, tahkim duruşması kamuya açık değildir ve taraflar tahkim kararının ve tahkimde ortaya çıkan belgelerin gizli olması konusunda anlaşabilmektedir.

    Tüm bunların yanında, gelişmekte olan piyasalardan gelen bir tarafın mevcut olduğu durumda, uluslararası tahkimin ulusal mahkeme davalarına göre sahip olduğu en büyük avantaj, uygulama ile ilgilidir. Nitekim, tahkim kararları, Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Hakkındaki New York Sözleşmesi (“New York Sözleşmesi”) uyarınca, genellikle yabancı mahkeme kararlarından daha kolay bir şekilde uluslararası olarak uygulanabilmektedir. Dolayısıyla, tahkim mahkemesinin yeri New York Sözleşmesi’ne taraf bir ülke olduğu takdirde, karar diğer imzacı devletlerden herhangi birinde uygulanabilmektedir.

    III. ULUSLARARASI FİNANS MERKEZLERİNDEKİ TAHKİM KURUMLARI

    A. Dubai Uluslararası Tahkim Merkezi

    Dubai Uluslararası Finans Merkezi (“DIFC”), başta Birleşik Arap Emirlikleri (“BAE”) olmak üzere geniş bir bölgede büyümeye, ilerlemeye ve ekonomik kalkınmaya güvenli bir ortam yaratmak için yasal ve düzenleyici bir çerçeve sunmak amacıyla bağımsız bir finansal serbest bölge olarak tasarlanmıştır. DIFC’de kayıtlı tüm işletmeler, DIFC’deki firmaların ve bireylerin günlük operasyonlarını yönetmek için yürürlüğe giren DIFC yasalarına (“DIFC Yasaları”) tabidir.

    DIFC Yönetimi, 2004 yılında kurulduğundan bu yana çok çeşitli medeni ve ticari DIFC Yasaları’nı getirmiştir. Bunlardan biri 2008 yılında getirilen ve 2013 yılında değiştirilen DIFC Tahkim Yasası’dır. Taraflar aralarındaki herhangi bir anlaşmazlığın tahkim yoluyla çözüleceği konusunda anlaştıkları ve tahkim yeri olarak DIFC’i belirledikleri takdirde, BAE Medeni Usul Kanunu’nun tahkim hükümleri uygulanmamaktadır. DIFC’nin tahkimin yeri olduğu durumlarda, bu tahkimin her yönü DIFC Tahkim Yasası tarafından yönetilmektedir. BAE Medeni Usul Kanunu’nun tahkim hükmünün aksine, Tahkim Yasası İngilizce dilinde bir hukuktur.

    2021 yılında yürürlüğe giren 34 numaralı Dubai Yasası’ndan önce, DIFC’in kendi tahkim kurumu, DIFC ile Londra Uluslararası Tahkim Merkezi’nin (“LCIA”) ortak girişimi olarak 2007 yılında kurulan DIFC-LCIA Tahkim Merkezi’ydi ve DIFC-LCIA Tahkim Kuralları uygulanmaktaydı. Ancak, 34 numaralı Dubai Yasası ile DIFC-LCIA kaldırılmış ve gelecekteki tahkimler Dubai Uluslararası Tahkim Merkezi (“DIAC”) tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya’nın önde gelen finans merkezlerinden biri olan DIFC’de, DIAC’ın bir şubesi bulunmaktadır.

    DIAC, 1994 yılında Dubai Ticaret ve Sanayi Odası’nın (şu anda “Dubai Odaları“) bir girişimi olan Ticari Uzlaştırma ve Tahkim Merkezi olarak kurulmuş, 2004 tarihli 10 sayılı Dubai Kararnamesi ile Dubai Uluslararası Tahkim Merkezi olarak yeniden adlandırılmıştır. Eylül 2021’den bu yana DIAC artık Dubai Odaları’nın bir girişimi olmayıp yönetim kurulu, tahkim mahkemesi ve bir idari organdan oluşan üç kademeli bir yapıya sahiptir.

    DIAC, altı kıtadan ve çeşitli hukuki ve sektörel geçmişlere sahip deneyimli hakemlerden oluşan bir portföye sahiptir. Uyuşmazlık çözüm yöntemleri gayrimenkul, mühendislik ve inşaat, kurumsal ve ticari, finans ve yatırım, lojistik, enerji, petrol ve gaz dahil olmak üzere çeşitli sektörleri kapsamaktadır.

    Dubai’nin uluslararası uyuşmazlık çözüm merkezi olarak konumunu sağlamlaştırma çabalarının bir parçası olarak DIAC, 2022’de yeni Tahkim Kuralları’nı yürürlüğe koymuştur. DIAC’ın 2022 Tahkim Kuralları, yargılamanın hızını, etkinliğini ve sürdürülebilirliğini teşvik etmektedir. 2022 Tahkim Kuralları’na göre, DIAC’ın varsayılan tahkim yeri DIFC olup, tahkim yargılamasına DIFC Tahkim Yasası uygulanmaktadır.

    B. Uluslararası Tahkim Merkezi (Astana)

    Astana Uluslararası Finans Merkezi (“AIFC”), Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinin en önemli finans merkezlerinden biridir. AIFC, 2018 yılında faaliyete başlayan bağımsız bir yargı alanıdır. Uluslararası Tahkim Merkezi (“IAC”), AIFC’de medeni ve ticari anlaşmazlıkları çözmek için mahkeme davalarına ekonomik ve hızlı bir alternatif sunar. Tarafların tahkim yoluyla çözülmesi konusunda anlaştığı uyuşmazlıkları inceler.

    Uluslararası uygulamalara göre modellenmiş kendi usul kurallarına sahiptir. Ticaret, inşaat, petrol ve gaz, finansal hizmetler, bankacılık, enerji, İslami finans, fikri mülkiyet ve sigorta dahil olmak üzere ticari hukukta uzun yıllar tahkim ve arabuluculuk deneyimine sahip uluslararası hakem ve arabuluculardan oluşan bir paneli bulunmaktadır. IAC, aynı zamanda, IAC’de veya başka yerlerde yürütülen tahkim ve arabuluculuklar için panelinden hakem ve arabulucuların atanmasını sağlayan bir atama otoritesidir.

    IAC, taraflara IAC’de anlaşmazlıklarını çözmek için kullanmak istedikleri kuralları ve prosedürleri seçme konusunda esneklik sunar. Taraflar, IAC’nin aşağıda sayılanları yapması konusunda anlaşabilirler:

    • Tahkimi IAC Tahkim ve Arabuluculuk Kuralları’na göre yönetmek. (Bu kurallar, hızlandırılmış tahkimler, acil hakemlerin atanması ve yatırım anlaşması anlaşmazlıklarının çözümü prosedürlerini içerir.)
    • Tahkimi Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu (“UNCITRAL”) Tahkim Kuralları veya özel tahkim kurallarına göre yönetmek.
    • Arabuluculuğu IAC Tahkim ve Arabuluculuk Kuralları veya özel arabuluculuk kurallarına göre yönetmek.
    • Diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini sağlamak.

    IAC, tarafların IAC’nin tesislerinde fiziksel olarak bulunmalarına gerek kalmadan dünyanın her yerinden elektronik olarak dava açmalarını sağlayan bir e-Adalet sistemine sahiptir. Video duruşmaları, bir hakem veya arabulucunun şahsen duruşma veya toplantının gerekli veya uygun olmadığına karar vermesi durumunda gerçekleşir.

    C. Abu Dabi Küresel Pazarı Uyuşmazlık Çözümü İşitme Merkezi

    Abu Dabi Küresel Pazarı (“ADGM”), BAE’nin başkentinde bulunan dünyanın önde gelen uluslararası finans merkezlerinden biridir. ADGM, Federal mevzuat ve Abu Dabi mevzuatı kapsamında, Abu Dabi Emirliği’nde, kendi medeni ve ticari yasalarına sahip bir finansal serbest bölge olarak 2013 yılında kurulmuştur.

    ADGM Yönetim Kurulu, 17 Aralık 2015’te ADGM Tahkim Yönetmeliği’ni yürürlüğe koymuştur. Bu Yönetmelik, UNCITRAL tarafından yayınlanan Uluslararası Ticari Tahkim Model Yasası’na (“UNCITRAL Model Yasası”) dayanmaktadır. UNCITRAL Model Yasası, tahkim düzenlemesi için yaygın olarak tanınan küresel bir standarttır. ADGM mahkemelerinin yargıçları, ADGM Tahkim Yönetmeliği kapsamında hakem olarak görev yapabilmektedir.

    Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde uyuşmazlık çözümünü desteklemek için kurulmuş olan, gelişmiş duruşma tesislerine sahip ADGM Uyuşmazlık Çözümü İşitme Merkezi (“DRHC”), uluslararası uygulamalar doğrultusunda hizmet veren, tahkim duruşmaları ve arabuluculuklar için kurulmuş bir merkezdir.

    DHRC, UNCITRAL Model Yasası’na dayalı bir tahkim çerçevesine sahip olup, ADGM tahkim kararları, New York Sözleşmesi uyarınca uluslararası alanda uygulanabilmektedir. Ayrıca, bağımsız ve tarafsız bir duruşma ortamı olarak DRHC, taraflar tarafından yönetici tahkim kurumu veya tahkim yeri ne olursa olsun rezerve edilebilmektedir.

    IV. İSTANBUL FİNANS MERKEZİ İÇİNDE KURULABİLECEK YAPILAR

    Finans alanında uluslararası piyasalarla entegrasyon ve etkin bir ekosistem sunma amacıyla yola çıkan ve küresel bir merkez olmayı hedefleyen İFM, halihazırda kendi bünyesinde kurulmuş olan bağımsız bir tahkim kurumuna sahip değildir. Özellikle küresel bir finans merkezi olma hedefinin gerçekleşmesi kapsamında İFM’nin, bu hedeflere sahip diğer bazı önemli uluslararası finans merkezlerinin hedeflerine ulaşmak için uyuşmazlık çözümüne ilişkin izlediği yolu izleyerek, bünyesinde uluslararası alanda kabul görecek, bağımsız ve tarafsız bir tahkim kurumunu ve görülecek tahkimlere uygulanacak özgün tahkim kurallarını hayata geçirmesi, söz konusu hedefin gerçekleştirilmesine katkı sağlayabilecektir.

    Uygulanacak tahkim kurallarının belirlenmesinde, uluslararası alanda uygulanmakta olan ve kabul gören tahkim kuralları temel alınabilecektir. Böylelikle tarafların bilmedikleri veya aşina olmadıkları kurallara tabi olma çekincesinin önüne geçilebilecektir. Özellikle de yukarıda II. başlık altında belirtilmiş olduğu üzere, finans kurumlarının tahkimi tercih etme yönündeki eğilimleri ve tahkimin sağladığı avantajlar dikkate alındığında, İFM’de kurulacak tarafsız ve bağımsız bir tahkim kurumunun ve hayata geçirilecek tahkim kurallarının, İFM’nin cazibesini artırarak küresel bir ticaret merkezi haline gelmesi yönünde önemli bir katkı sunabileceği değerlendirilmektedir.

    V. SONUÇ

    Uluslararası finans kurumlarının, uyuşmazlıklarının tahkim yolu ile çözülmesi yönündeki eğilimleri ve tahkimin sağladığı avantajlar dikkate alındığında, diğer bazı önemli uluslararası finans merkezlerinde olduğu gibi, İFM bünyesinde de İFM’nin cazibesinin artırılması adına özel bir tahkim kurumu hayata geçirilebilecektir. İFM bünyesinde bir tahkim kurumunun kurulması bir zaruret olmamakla birlikte, uyuşmazlık çözümü kapsamında finansal kurumların finans merkezinde yer alması noktasında sağlayacağı cazibe yönünden, ilgili tahkim kurumunun kurulmasının İFM’ye katma değer sağlayacağı değerlendirilmektedir.

    References


    1. https://iccwbo.org/wp-content/uploads/sites/3/2016/11/icc-financial-institutions-and-international-arbitration-icc-arbitration-adr-commission-report.pdf ↩︎
    İstanbul Finans MerkeziUluslararası Finans MerkeziUluslararası TahkimUyuşmazlık Çözüm Yöntemi
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    SERMAYE PİYASASINDA TAHVİL VE HALKA AÇIK ANONİM ORTAKLIKLARDA TAHVİL İHRACI

    Cuma, 10 Ocak 2025 by ssi-legal

    Özet

    Küresel ve yerel finansal piyasalardaki son gelişmeler, şirketlerin finansman ihtiyaçlarını karşılama yöntemlerinde önemli değişimlere yol açmıştır. Bu bağlamda tahvil ihracı, şirketlerin finansman stratejilerinde önemli bir araç haline gelmiş ve sermaye piyasalarında dikkat çekmiştir. Tahviller, şirketlerin belirli bir vadede, tahvil sahiplerine geri ödeme taahhüdü içeren borçlanma senetleridir. Tahvil ihracı belirli prosedürlere ve koşullara tabidir ve ihraç limitleri çeşitli parametrelere göre belirlenir. Halka açık anonim ortaklıkların (“HAAO”) tahvil ihracında izlenecek yöntemler ve başvuru belgeleri, ihraç türüne göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmamızda, bir borçlanma aracı olan tahvillerin hukuki niteliği ve HAAO’ların finansman ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gerçekleştirdikleri tahvil ihracı ve bu süreçte sermaye piyasası hukuku çerçevesinde izlenmesi gereken prosedürler incelenmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Tahvil, İhraç, Sermaye Piyasası, Borçlanma Aracı, Halka Açık Anonim Ortaklık, Sermaye Piyasası Kurulu, Halka Arz

    I. GİRİŞ

    Şirketlerin, sermaye piyasası araçlarını kullanarak finansman ihtiyaçlarını karşılaması günümüzde yaygın bir uygulamadır. Sermaye piyasası araçları, şirketlerin öz kaynakları ile karşılayamadıkları finansman ihtiyaçlarını dış kaynaklardan temin etmelerini sağlar1.

    Sermaye piyasası mevzuatında şirketler, borçlanma araçları, türev araçlar, varantlar, yatırım kuruluşu sertifikaları ve diğer menkul kıymetler gibi çeşitli araçları kullanarak finansman sağlayabilirler. Tahviller, şirketlerin finansman ihtiyacını borçlanma yoluyla karşılamak için kullandığı önemli menkul kıymetlerden biridir2.

    II. TAHVİL KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ

    6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nda3 tahvil, “anonim şirketlerin ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetleri”4 olarak tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda5 (“TTK”) tahvil 504. maddede düzenlenmiş olmakla birlikte, açık bir tanımı yapılmamış ve bir borçlanma senedi olduğu belirtilmiştir6.

    Sermaye Piyasası Kurulu’nun (“Kurul”) yayınlarında tahvil, devletin veya özel sektör şirketlerinin borçlanarak orta ve uzun vadeli fon sağlamak üzere çıkardıkları borç senetleri olarak tanımlanmaktadır7. Kurul’un Borçlanma Araçları Tebliği’nde (VII-128.8)8 (“Tebliğ”) ise tahvil, “ihraççıların bu Tebliğ hükümlerine göre borçlu sıfatıyla düzenleyip sattığı ve nominal değerinin vade tarihinde veya vade tarihine kadar taksitler halinde yatırımcıya geri ödenmesi taahhüdünü içeren, vadesi 365 gün veya daha uzun olan borçlanma aracı” olarak tanımlanmıştır9.

    Bu tanımlar çerçevesinde tahvil, anonim ortaklıkların sermaye artışı veya banka kredileri gibi geleneksel borçlanma yöntemleri dışında fon ihtiyacını karşılamak amacıyla çıkardıkları ve en az bir yıl vadeli olan bir sermaye piyasası aracıdır10 .

    III. HAAO’LARDA TAHVİL İHRACI

    HAAO’lar tarafından tahvil ihracı, Tebliğ hükümlerine tabidir. Tebliğ’in 4. maddesi borçlanma araçlarının ihracına ilişkin düzenlemeleri içerir. Buna göre tahviller; yurt içinde halka arz edilerek ihraç, yurt içinde halka arz edilmeksizin ihraç ve yurt dışında satılmak üzere ihraç olmak üzere üç farklı yöntemle ihraç edilebilir. Yurt içinde halka arz edilmeksizin ihraçlar, nitelikli yatırımcılara satış ve birim nominal değeri asgari 100.000 TL olmak kaydıyla tahsisli satış olmak üzere iki şekilde gerçekleştirilebilir11. Tebliğ, tahvil ihracının usul ve esaslarını detaylı olarak düzenlemektedir.

    A. Yetkili Organ Kararı

    Tahvil ihraç etmek isteyen HAAO, esas sözleşmesinde belirtilen şekilde yetkili organı tarafından ihraç kararı almalıdır. Bu kararda, ihraç edilecek tahvilin türü ve azami ihraç tutarı gibi temel hususlar belirtilmelidir. Esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe ihraç kararı genel kurul tarafından alınır. Ancak, Tebliğ ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun12 (“SerPK”) hükümleri uyarınca13, ihraç yetkisinin esas sözleşme ile yönetim kuruluna devredilmesi mümkündür14. TTK, genel kurulun menkul kıymet çıkarma yetkisini en çok on beş ay için yönetim kuruluna bırakabileceğini düzenlese de15, HAAO’ların SerPK’ya tabi olması ve SerPK ve Tebliğ’de özel hükümler bulunması nedeniyle bu TTK hükmünün HAAO’lar için uygulanabilir olmadığı görüşündeyiz.

    Yetkili organın genel kurul olması halinde, HAAO’nun esas sözleşmesinde daha ağır bir nisap öngörülmemişse, toplantı ve karar nisapları için ilgili TTK hükmü uygulanacaktır16. Buna göre toplantı nisabı HAAO’nun sermayesinin en az dörtte birine tekabül eden payların sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıya katılımı şeklindedir. Karar nisabı ise toplantıda hazır bulunanların oy çokluğu şeklindedir17.

    B. Kurul’a Başvuru ve Gerekli Belgeler

    Tebliğ hükümlerine uygun olarak alınan tahvil ihracına ilişkin yetkili organ kararından itibaren bir yıl içinde Kurul’a başvuru yapılması gerekmektedir18.

    Kurul’a yapılacak başvuru sırasında Kurul’a sunulacak belgeler, ihraç yöntemine göre farklılık göstermektedir. Yurt içinde halka arz edilecek tahviller için Tebliğ’in Ek-1’inde, halka arz edilmeksizin veya yurt dışında ihraç edilecek tahviller için ise Ek-2’sinde belirtilen belgeler sunulmalıdır19.

    SerPK’nın 4. maddesi uyarınca, sermaye piyasası araçlarının halka arz edilebilmesi veya borsada işlem görebilmesi için izahname hazırlanması ve Kurul tarafından onaylanması gerekmektedir20. Bu nedenle, halka arz edilecek tahviller için de izahname hazırlanması gerekmektedir. Halka arz edilmeksizin gerçekleştirilecek tahvil ihraçlarında ise ihraç belgesi düzenlenmesi gerekmektedir.

    Halka arz yoluyla yapılacak ihraçlarda, HAAO’lar izahname geçerlilik süresi boyunca, her bir tertibin satışı için belirlenen satış tarihinden en az beş iş günü önce Kurul’a başvurarak onay almalıdır. Halka arz edilmeksizin yapılacak ihraçlarda ise, Kurul onaylı ihraç belgesinin alınmasının ardından, HAAO’lar ihraç tavanı içinde, her tertibin satışından önce Merkezi Kayıt Kuruluşu’na (“MKK”) başvurarak satış işlemini gerçekleştirebilmektedir21.

    C. Tahvilin Kayden İhracı ve MKK’ya Bildirimi

    Tahvillerin kayden ihracı esastır. Yurt içinde ihraç edilen tahvillerin hak takibinin yapılabilmesi için MKK’ya bildirilmesi gerekmektedir. Yurt dışında ihraç edilen tahvillerin detaylarının da ihracı takip eden üç iş günü içinde MKK’ya iletilmesi gerekmektedir22.

    IV. TAHVİL İHRACINDA SINIR

    Tebliğ’in 9. maddesi, borçlanma araçlarının ihracına ilişkin ihraç limitlerini düzenlemektedir. Tahviller de borçlanma araçlarından biri olduğundan, tahvil ihraçlarında bu maddede belirtilen limitlere uyulması gerekmektedir. İhraç limiti, izahname veya ihraç belgesinin onaylanması amacıyla Kurul’a yapılan başvuru tarihi esas alınarak hesaplanmaktadır.

    Bu limitin hesaplanmasında, Kurul’un borsada işlem gören ortaklıklar için belirlediği finansal tablo ve raporlamaya ilişkin düzenlemelere göre hazırlanmış finansal tablolar dikkate alınır. Buna göre tahvil ihracı için esas alınacak finansal tablolar başvuru tarihine göre şu şekildedir:

    1. 1 Ocak – 15 Mart: Son yıla ilişkin finansal tablo veya bu yoksa bir önceki yılın altı aylık finansal tabloları.
    2. 16 Mart – 15 Ağustos: Son yıla ilişkin finansal tablo.
    3. 16 Ağustos – 31 Aralık: İçinde bulunulan yıla ait altı aylık ara dönem finansal tabloları23.

    İhraç limiti yukarıda belirtilen finansal tablolara göre belirlenirken, HAAO’lar için bu limit öz kaynak tutarının beş katını geçemez24.

    V. SONUÇ

    Menkul kıymet olma özelliğiyle diğer borçlanma araçlarından ayrılan tahviller, şirketlerin belirli bir finansman ihtiyacını dış kaynaklardan karşılamak amacıyla çıkardıkları ve en az bir yıl vadeli olan sermaye piyasası araçlarıdır. Tahvillere ve tahvil ihracına ilişkin hem TTK’da hem de SerPK’da düzenlemeler bulunmakla birlikte, daha detaylı ve özel hükümler Tebliğ’de yer almaktadır. HAAO’lar tahvil ihraç etmek istediklerinde Tebliğ hükümlerine uymak ve Tebliğ’de düzenlenen şartlara uygun bir şekilde tahvil ihracını gerçekleştirmek zorundadır.

    Bu doğrultuda, tahvil ihracına ilişkin alınacak karar, şirketin esas sözleşmesine uygun olarak yetkili organ tarafından alınmalı ve Kurul’a başvuru yapılmalıdır. Kurul’a yapılacak başvuru ve hazırlanacak belgeler açısından ihracın yöntemi (halka arz edilerek veya halka arz edilmeksizin) önem arz etmekte olup, ihraç yöntemine uygun olarak Tebliğ’in eklerinde yer alan belgelerden ilgili olanlar, başvuru dosyasına eklenmelidir.

    Tebliğ ile tahvil ihracı için belirli limitler getirilmiş olup, bu limit şirketin ihraca ilişkin başvurduğu döneme göre talep edilecek finansal tablolarına göre hesaplanmaktadır. HAAO’lar için bu limit, HAAO’ların öz kaynak tutarının beş katını aşmamalıdır.

    References


    1. Dr. Volkan Çelen, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye 80. Yıl Armağanı, Borçlanma Araçlarının Değişimi, 2018, s. 412-415 ↩︎
    2. Doç. Dr. Koray Demir, Özel Esas Sözleşme Değişiklikleri: Şarta Bağlı Sermaye Artırımı ve Esas Sermayenin Azaltılması, 2020, s.23 ↩︎
    3. 09.07.1956 tarihli 9353 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    4. Mülga Türk Ticaret Kanunu, m.420 ↩︎
    5. 14.02.2011 tarihli 27846 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    6. Türk Ticaret Kanunu (TTK), m.504 ↩︎
    7. Sermaye Piyasası Kurulu, Sermaye Piyasası Araçları Kitapçığı, 2024, s. 7-8 ↩︎
    8. 07.06.2013 tarihli 28670 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    9. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.3/m ↩︎
    10. Nihan Zeynep Aksan, Paya Dönüştürülebilir Tahviller, 2018, s. 2-4 ↩︎
    11. Sermaye Piyasası Kurulu, Sermaye Piyasası Araçları Kitapçığı, 2024, s. 7-8 ↩︎
    12. 30.12.2012 tarihli 28513 sayılı Resmî Gazete ↩︎
    13. Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK), m. 31/3 ↩︎
    14. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.5 ↩︎
    15. Türk Ticaret Kanunu (TTK), m. 505 ↩︎
    16. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.5 ↩︎
    17. Türk Ticaret Kanunu (TTK), m. 418 ↩︎
    18. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.6 ↩︎
    19. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.6 ↩︎
    20. Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK), m. 4 ↩︎
    21. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.6 ↩︎
    22. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.8 ↩︎
    23. Prof. Dr. Burak Adıgüzel, Sermaye Piyasası Hukuku, 2022, s. 160-163 ↩︎
    24. Borçlanma Araçları Tebliği (VII-128.8), m.9 ↩︎
    Borçlanma AracıHalka Açık Anonim OrtaklıkHalka ArzİhraçSermaye PiyasasıTahvil
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    PORTFÖY YÖNETİMİNDE SORUMLU YÖNETİM İLKELERİ REHBERİ KAPSAMINDA İLKELER VE UYGULAMA ESASLARI

    Cuma, 20 Aralık 2024 by ssi-legal

    Özet

    Sermaye Piyasası Kurulu (“Kurul”) Karar Organı’nın 16.02.2024 tarih ve 11/155 sayılı karar1 (“Kurul Kararı”) kapsamında, portföy yönetim şirketlerinin (“PYŞ”) kurucusu oldukları menkul kıymet yatırım fonlarına yönelik Sorumlu Yönetim İlkeleri (“İlkeler”) düzenlenmiştir. Beş ana ilkeden oluşan İlkeler kapsamında, çevresel, sosyal ve yönetişim faktörleri de dikkate alınarak yatırım yapılan şirketlerin uzun vadede sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik politikaların kolektif yatırım kuruluşları ve PYŞler tarafından belirlenmesi teşvik edilmektedir. Kurul Karar Organı’nın 21.11.2024 tarih ve 60/1696 sayılı kararı2 kapsamında ise, portföy yönetim şirketleri tarafından, sorumlu yönetim ilkelerine ilişkin uygulamaların raporlanmasında esas alınacak raporlama standardı belirlenmiş olup raporlama standardı da dahil olmak üzere konu ile ilgili tüm düzenlemelere ayrı bir rehberde yer verilmesi amacıyla “Sorumlu Yönetim İlkeleri Rehberi” (“Rehber”) hazırlanmıştır. Bu çalışmamızda Rehber kapsamında yer verilen İlkeler, İlkeler’e ilişkin uygulama önerileri ve uygulama esasları ele alınacaktır.

    Anahtar Kelimeler: Sorumlu Yönetim İlkeleri, Sorumlu Yönetim İlkeleri Rehberi, Sorumlu Yönetim İlkeleri Politikası, Portföy Yönetim Şirketi, Çevresel-Sosyal ve Kurumsal Yönetim

    I. GİRİŞ

    2008 ekonomik krizi sonrası dünyadaki birçok ülkede, şirket yönetiminde daha aktif bir rol oynamaları adına kurumsal pay sahiplerinin yatırım yaptıkları şirketlere yönelik gözetim ilkeleri olarak tanımlanabilecek “stewardship codes” adı altında detaylı düzenlemeler yapılmıştır. Ülkemizde de bu kapsamda, Kurul tarafından yayımlanan Kurul Kararı ile düzenlemeler yapılmıştır. Bu doğrultuda, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (“Kanun”) 1, 54 ve 128/2 madde hükümlerine dayanılarak hazırlanan İlkeler ile bu İlkeler’in uygulama esaslarını içeren Rehber de Kurul tarafından yayımlanmıştır. Rehber’de İlkeler’e ilişkin detaylar, uygulamalarına ilişkin öneriler ve uygulama esasları belirtilerek sürdürülebilir nitelikte faydanın elde edilmesi amaçlanmıştır.

    II. SORUMLU YÖNETİM İLKELERİ VE UYGULAMA ÖNERİLERİ

    Sorumlu yönetim; portföy yönetimi sektöründe, kurumsal yatırımcıların müşterilerine uzun vadede değer yaratmak amacıyla halka açık anonim ortaklıklarla ilişkilerini etkin şekilde yürütmesi olarak tanımlanmaktadır.3 İlkeler ise, PYŞlerin kurucusu oldukları menkul kıymet yatırım fonlarının mal varlıklarının,  ilgili tüm paydaşlar için uzun vadede değer yaratımı ile ekonomi, çevre ve toplum için sürdürülebilir nitelikte fayda sağlanması amaçlarıyla sorumlu şekilde yatırıma yönlendirilmesi, yönetimi ve gözetimine yönelik olarak “Uy ya da Açıkla” prensibi esas alınarak belirlenmiş ilkeler bütününü ifade etmektedir4.

    Kurul Kararı ile birlikte, ülkemizde şirketlerin sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik politikaların benimsenmesi adına düzenlemeler getirilmiş ve İlkeler açıklanmıştır. Anılan İlkeler, beş konu başlığına ayrılmıştır ve aşağıda belirtilen konuları düzenlemektedir. Ayrıca Kurul tarafından yayımlanan Rehber ile birlikte, her bir ilke için İlkeler’in uygulanmasında kullanılabilecek yaklaşım ve yöntemler örneklendirilmiştir.5

    A. Yatırım Yapılan Şirketlere Yönelik İzleme Faaliyetleri

    Yatırım yapılan şirketlerin performansı ile uzun vadedeki yatırım değerinin doğru şekilde değerlendirilebilmesi için PYŞler tarafından yatırım yapılan şirketlerin düzenli olarak izlenmesi önerilmektedir. Yapılacak yatırımın büyüklüğü, portföy yönetiminin niteliği gibi etkenler göz önünde bulundurularak izleme faaliyetlerine yönelik bir sistem oluşturulabilecektir.

    B. Yatırım Yapılan Şirketler ile Etkileşim Faaliyetleri

    Bu ilke kapsamında PYŞlerin, yatırım yapılan şirketlere yönelik etkileşim faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin stratejisinin belirlenmesi ele alınmaktadır. İlgili stratejinin belirlenmesinde yönetilen fonların yatırım stratejisi, yatırımın niteliği ve büyüklüğü gibi faktörlere dikkat edilmektedir. Değerlendirme ve önerilerin doğrudan yatırım yapılan şirket yetkililerine iletilmesi ve genel kurul toplantı haklarının kullanılması gibi yöntemlerle yatırım yapılan şirketle iletişim faaliyetlerinin arttırılmasına fayda sağlanacağı öngörülmektedir.

    C. İlgili Tüm Paydaşlar ile İş Birliği Faaliyetleri

    PYŞlerin yatırım yapılan şirket üzerindeki etkilerini arttırmak için diğer yatırımcılar ile, yatırımcı hak ve menfaatlerinin korunması için ise ilgili tüm paydaşlar ile gerektiği zaman iş birliği yapmaya açık olması önerilmektedir.

    D. Yönetilen Portföylerdeki Varlıklara Ait Oy Haklarının Kullanımı

    PYŞlerin yönetilen portföylerde yer alan ortaklık paylarına ve borçlanma araçlarına ilişkin oy haklarını kullanması ve oy haklarının kullanımında gerekli özen ve titizliğin gösterilmesi önerilmektedir. PYŞ tarafından hazırlanacak Sorumlu Yönetim İlkeleri Politikası’nda (“Politika”), oy hakkı kullanımında oluşabilecek çıkar çatışmalarının önlenmesi veya yönetilmesine yönelik uygulanacak tedbirlere, oy hakkı kullanımında vekil tayin edilmesine, yönetilen portföylerdeki ortaklık paylarının/borçlanma araçlarının hangi durumlarda ödünç alınıp verileceğine, ödünç verilen kıymetlerin oylamaya çağrılacağı durumlara, ödünç vermenin oy verme faaliyetini nasıl etkileyebileceğine ilişkin esaslara da yer verilebileceği değerlendirilmektedir.

    E. Çevresel, Sosyal, Yönetişim Faktörlerinin Politika’ya Dahil Edilmesi

    PYŞlerin yatırım yapılan şirketlerin uzun vadeli performansını ve sürdürülebilir değer yaratımını teşvik etmesi amacıyla, iklim değişikliği de dahil olmak üzere önemli çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (“ÇSY”) faktörlerine ilişkin stratejisini Politika’ya dahil etmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda PYŞlerin; yatırım yapılan şirketlerin uzun vadeli performansını ve sürdürülebilir değer yaratımını dikkate alması, yatırım yapılan şirketlerin iş modeli, stratejisi ile ÇSY faktörlerinin şirketin uzun vadeli performansına etkilerini düzenli olarak izlemesi, ÇSY ile ilgili riskleri ve fırsatları analiz etmesi, izlemesi, değerlendirmesi ve bu riskleri/fırsatları yatırım süreçlerine entegre etmesi yollarını değerlendirmesi önerilmektedir.

    Öte yandan, iklim krizinin ciddi bir tehlike olarak kendini göstermesi, bu sebeple kurumların bakış açısı ve tüketici taleplerinin de değişmeye başlamasıyla birlikte, kısaca ESG olarak tanımlanan, İngilizce “environmental, social, governance” kelimelerinin kısaltması olan ÇSY, son yıllarda önemli bir popülarite kazanmıştır. Tüketicilerin şirketlerden beklentileri noktasında kârlılık tek başına yeterli görülmeyerek çevresel ve sosyal konulara da önem verilmesi talebi oluşmuş, yatırımcılar tarafından da bu konu büyük rağbet görmüştür. Dünya genelinde değişen çevresel ve sosyal koşullar sebebiyle regülasyonların bu alana yoğunlaşması ve müdahalelerde bulunulması, kuruluşları ÇSY’yi işlerine dahil etmeleri konusunda mecbur bırakmıştır.

    Çevresel, sosyal ve yönetişim kriterleri ile birlikte sürdürülebilir ve sorumlu yatırımlara odaklanmayı artırma çabasında önemli bir rol oynayan ÇSY, kaynaklarını geri dönüşüme, israfı en aza indirmeye ve doğayı korumaya önem veren yatırımcılar için büyük önem taşımaktadır. Sonuç olarak yatırımcılar da bu uygulamaları taahhüt eden şirketlere yatırım yaparak hem ÇSY’yi benimseyen şirketlerin kârlılığına hem de doğaya katkı sağlamaktadır.

    III. İLKELERİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ VE UYGULAMA ESASLARI

    2007-2008 küresel finansal krizi sonrasında kurumsal yönetimi güçlendirme amacıyla düzenleme çalışmaları yapılan sorumlu yönetim ilkeleri, ilk olarak 2010 yılında Birleşik Krallık’ta ortaya çıkmıştır6. İlkeler, portföy yöneticilerince yönetilen varlıkların, müşteri çıkarlarını gözetecek şekilde yönetilmesini sağlamak üzere, sermaye piyasası düzenleyici kurumları, sektör temsilcileri ve/veya uluslararası kuruluşlar tarafından geliştirilmiştir. İlkeler, yatırım yapılan şirketin yönetimine katılım, oy haklarının kullanılması ve faaliyetlerinin yakından izlenmesi gibi hakları içermektedir7.

    Yukarıda açıklanmış olduğu üzere İlkeler, yatırımcıların pay sahipliğinden doğan haklarını etkin bir biçimde kullanmasıyla birlikte, yatırım yaptıkları şirket üzerindeki gözetimini ve söz sahipliğini arttırmayı hedeflemektedir. Ayrıca, pay sahipliğinden doğan oy kullanımı gibi klasik hukuki hakların yanında, şirketin hedeflerinin, işlemlerinin, yatırımlarının ve finansal durumunun takibinin yapılması da teşvik edilmektedir. Örneğin Rehber’de yer alan genel kurul kararlarına karşı iptal davası açma hakkının kullanılması, genel kurul gündemine madde ekletilmesi ve yatırım yapılan sektördeki risklere ilişkin yıllık rapor hazırlanması gibi önerilerle klasik hukuki haklardan daha geniş kapsamlı yetkilerin yatırımcılara tanındığı görülmektedir.

    Öte yandan, İlkeler’e ilişkin düzenlemede menkul kıymet yatırım fonlarının mal varlıklarının, ilgili tüm paydaşlar için uzun vadede değer yaratımı ile ekonomi, çevre ve toplum için sürdürülebilir nitelikte fayda sağlanması amaçlarıyla sorumlu şekilde yatırıma yönlendirilmesi, yönetimi ve gözetimine yönelik olarak “Uy ya da Açıkla” prensibi esas alınmıştır. Bununla birlikte, “Uy ya da Açıkla” prensibi çerçevesinde düzenlenen İlkeler’e ilişkin olarak PYŞler tarafından Politika oluşturulmasının zorunlu olmadığı belirtilmiştir.

    Rehber’in 4. başlığı altında uygulama esasları detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre:

    1. PYŞ yönetim kurulu tarafından, kurucusu oldukları menkul kıymet yatırım fonlarının yönetiminde İlkeler’in tamamına yönelik bir politikanın oluşturulmasına karar verilmesi halinde konuya ilişkin alınan karar ve Politika’nın PYŞ’nin ve kurucusu olduğu tüm yatırım fonlarının Kamuyu Aydınlatma Platformu (“KAP”) sayfasında kamuya açıklanması gerekmekte olup bu kapsamda oluşturulan Politika veya Politika belirlenmemesi konusunda alınan yönetim kurulu kararı en geç 31.12.2024 tarihi itibarıyla kamuya açıklanması gerekmektedir. “Uy ya da Açıkla” prensibi çerçevesinde PYŞ yönetim kurulu tarafından Politika oluşturulmamasına karar verilmesi halinde kararın gerekçelerinin de kamuya açıklanması gerekmektedir.
    1. Yatırım fonunun yöneticisinin farklı bir PYŞ olması halinde, yönetici şirket tarafından sorumlu yönetim ilkeleri politikasına uyuma ilişkin olarak kurucu şirkete yapılacak raporlamaya ilişkin esaslara, portföy yönetim sözleşmesinde yer verilmesi gerekmektedir.
    1. PYŞ’ler tarafından, Politika’da belirlenen esasların ne şekilde uygulandığı her hesap dönemini takip eden 60 gün içerisinde Rehber’in Ek’inde yer alan raporlama standardı esas alınarak hazırlanan ve PYŞ’nin yönetim kurulu kararıyla kabul edilen yıllık rapor ile PYŞ’nin ve kurucusu olduğu fonların KAP sayfasında kamuya açıklanması gerekmektedir. Ayrıca, PYŞ’nin teftiş birimi tarafından raporda yer verilen bilgi ve açıklamalar incelenerek bunların tutarlılığı, gerçeği dürüst bir biçimde yansıtıp yansıtmadığı, hata ve/veya eksiklik içerip içermediğine ilişkin teftiş birimi beyanına yıllık raporda yer verilmesi gerekmektedir.
    1. Yönetilen fon portföylerindeki varlıklardan kaynaklanan oy haklarının ne şekilde kullanıldığının PYŞ’nin KAP sayfasında ve resmi internet sitesinde toplu olarak yılda bir defa kamuya açıklanması gerekmektedir.
    1. PYŞ’ler tarafından oluşturulan Politika kapsamında uygulanacağı belirlenen ilkelere ilişkin ilk raporlamanın, 2025 yılındaki uygulamaları içerecek şekilde en geç 02.03.2026 tarihi itibarıyla kamuya açıklanması gerekmekte olup takip eden dönemlere ait raporlamaların ise yukarıdaki (iii) bendinde belirtilen 60 günlük süre dahilinde yapılması gerekmektedir.
    1. Politika belirlememe yönünde karar alan PYŞ’ler tarafından takip eden dönemlerde politika belirlenmesine karar verilmesi halinde oluşturulan Politika’nın en geç ilgili hesap dönemi sonuna kadar kamuya açıklanması ve takip eden dönemlere ait raporlamaların yukarıdaki (iii) bendinde belirtilen 60 günlük süre dahilinde yapılması gerekmektedir.

    IV. SONUÇ

    İlkeler özellikle 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz sonrasında kendini göstererek kurumsal yatırımcıların yatırım yaptıkları şirketlerin kurumsal yönetim uygulamaları üzerindeki etkilerini gündeme getirmiş ve kurumsal yönetimi güçlendirme eğilimi etkili olmuştur. İlkeler, yatırımcıların pay sahipliğinden doğan klasik hukuki haklarının ötesinde hakların kullanılması için yatırımcıları teşvik etmekte ve yatırım yaptıkları şirket üzerindeki gözetimini ve söz sahipliğini arttırmayı hedeflemektedir. Beş alanda yoğunlaşan İlkeler’le birlikte, yatırım yapılan şirket üzerinde gerçekleştirilebilecek faaliyetler açıklanmış ve ilgili tüm paydaşlar için uzun vadede değer yaratımı ile ekonomi, çevre ve toplum için sürdürülebilir nitelikte fayda sağlanması amaçlanmıştır.

    PYŞlerin İlkeler’in uygulanmasını benimsemesi ve yatırımcıların da bu kapsamdaki haklarını aktif bir şekilde kullanması durumunda, ekonomi, çevre ve toplum için sürdürülebilir nitelikte maksimum fayda elde edilebileceği öngörülmektedir.

    References


    1. Sermaye Piyasası Kurulu Karar Organı’nın 16.02.2024 tarihli ve 11/255 sayılı kararı ↩︎
    2. Sermaye Piyasası Kurulu Karar Organı’nın 21.11.2024 tarih ve 60/1696 sayılı kararı ↩︎
    3. Deniz KAHRAMAN, “Portföy Yönetiminde Sorumlu Yönetim İlkeleri (Stewardship)”, Kurumsal Yatırımcı Dergisi 60. sayı, 2023, s. 42 ↩︎
    4. Sermaye Piyasası Kurulu, Sorumlu Yönetim İlkeleri Rehberi (Rehber), s. 4 ↩︎
    5. Rehber, s. 4-6 ↩︎
    6. KAHRAMAN, s. 142 ↩︎
    7. KAHRAMAN, s. 142 ↩︎
    Portföy Yönetim ŞirketiRehberSorumlu Yönetim İlkeleri
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    TÜRK PARASI KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA 32 SAYILI KARAR KAPSAMINDA DÖVİZLE SÖZLEŞME YAPMA YASAĞININ ESER SÖZLEŞMELERİNDEKİ UYGULAMASI

    Cuma, 29 Kasım 2024 by ssi-legal

    Özet

    Dövizle sözleşme yapma yasağı, bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endekslenerek belirlenmesini sınırlandıran düzenlemeyi ifade etmektedir. Dövizle sözleşme yapma yasağının temel dayanağını 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun (“1567 Sayılı Kanun”)1 oluşturmakla birlikte, söz konusu yasağa ilişkin  düzenlemeler 07.08.1989 tarihli 32 Sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar (“32 Sayılı Karar”)2 ile 32 Sayılı Karar’a istinaden Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca (“Bakanlık”) yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 SayılıTebliğ (“32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ”)3 ile belirlenmiştir. Bu çalışmamızda, öncelikle dövizle sözleşme yapma yasağına ilişkin yasal düzenlemelere kısaca yer verilecektir. Dövizle sözleşme yapma yasağının hukuki dayanağı ve kapsamına ilişkin hususlar ele alındıktan sonra söz konusu yasak, eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilecek olup dövizle sözleşme yapma yasağının eser sözleşmelerine ilişkin istisnaları incelenecek ve son olarak yasağa uyulmamasının hukuki sonuçları ele alınacaktır.

    Anahtar Kelimeler: 32 sayılı Karar, 32 sayılı Karara İlişkin Tebliğ, Eser Sözleşmesi, Ödeme Yükümlülüğü, Döviz, Dövize Endeksli, Yasak, İstisna

    I. GİRİŞ

    Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarih ve 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı4 (“85 Sayılı Karar”) ile 32 Sayılı Karar’ın 4. maddesine (g) bendi eklenmiş ve Türkiye’de yerleşik kişilerin, Bakanlık’ça belirlenen haller dışında, kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dâhil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı (dövizle sözleşme yapma yasağı) hüküm altına alınmıştır. Dövizle sözleşme yapma yasağı, yalnızca ilgili maddede sayılan sözleşme tiplerinde uygulama alanı bulmakta olup bu çalışmamızın konusunu ise söz konusu yasağın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”)5 470 ile 486. maddeleri arasında düzenlenen eser sözleşmeleri bakımından incelenmesi oluşturmaktadır.

    II. DÖVİZLE SÖZLEŞME YAPMA YASAĞINA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER

    Dövizle sözleşme yapma yasağının temel dayanağını oluşturan 85 Sayılı Karar’ın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla Bakanlık tarafından öncelikleTürk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 SayılıTebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“Tebliğ No: 2018-32/51”)6 yayımlanmış ve 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in mülga 8. maddesi “Döviz Cinsinden ve Dövize Endeksli Sözleşmeler” başlığı ile yeniden düzenlenmiştir. Ancak, 85 Sayılı Karar’ın uygulanmasında yaşanan belirsizliklerin giderilmesinde Tebliğ No: 2018-32/51 ile getirilen düzenlemelerin yetersiz kalması üzerine, Bakanlık tarafından bu kez Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 SayılıTebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“Tebliğ No: 2018-32/52”)7 yayımlanarak 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in 8. maddesi tekrar değiştirilmiş ve yasağın kapsamı daha net bir şekilde belirlenerek 85 Sayılı Karar uyarınca dövizle sözleşme yapma yasağının istisnaları düzenlenmiştir.

    85 Sayılı Karar ve buna istinaden çıkarılan ikincil düzenlemelerin uygulanmasında ortaya çıkan soruları netleştirmek ve meydana gelen belirsizlikleri çözmek amacıyla Bakanlık tarafından “Sıkça Sorulan Sorular” adı altında çıkarılan 12.10.2018, 16.10.2018 ve son olarak 27.02.2019 tarihli duyurular Bakanlık sitesinde ilan edilmiştir.8

    Tebliğ No: 2018-32/52’nin yayımından günümüze kadar, Bakanlık tarafından yürürlüğe konulan yasal düzenlemeler ile 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in 8. maddesinde zaman zaman değişiklikler yapılmış olmakla birlikte, söz konusu düzenlemeler kapsamında eser sözleşmelerindeki ödeme yükümlülüklerinin döviz ve dövize endeksli olarak kararlaştırılmasına ilişkin ilave bir yükümlülük veya istisna getirilmemiş olduğundan bu çalışmamızda 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’de sonradan yapılan değişikliklere yer verilmemiştir.

    III. 85 SAYILI KARAR İLE GETİRİLEN DÖVİZLE SÖZLEŞME YAPMA YASAĞINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

    85 Sayılı Karar ile 32 Sayılı Karar’ın 4. maddesine eklenen (g) bendi yalnızca Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri belirli sözleşme tipleri için dövizle sözleşme yapılmasına ilişkin sınırlamalar getirmektedir. Dolayısıyla, taraflardan birinin yurt dışında olduğu sözleşmeler ilgili madde hükmü kapsamı dışındadır.

    Söz konusu madde hükmü bakımından Türkiye’de yerleşik kişiler; yurt dışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahibi Türk vatandaşları dahil Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunan gerçek ve tüzel kişileri ifade etmektedir.9 Diğer bir deyişle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan ancak Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunan gerçek kişiler ile Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunan tüzel kişiler bu düzenleme kapsamına dahildir ve ilgili yasal düzenlemelerin uygulanması bakımından Türkiye’de yerleşik olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler 32 sayılı Karar’ın 4. maddesinin (g) bendi uygulaması kapsamında Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilir. Ancak, sözleşmenin yurt dışında ifa edilmesi durumunda bu hüküm uygulanmaz.10

    32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ uyarınca, uluslararası piyasalarda fiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmeler, 32 sayılı Karar’ın 4. maddesinin (g) bendi uygulaması bakımından dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilir.11

    32 Sayılı Karar’ın 4. maddesine (g) bendi ile getirilen düzenleme, yalnızca 32 Sayılı Karar’da belirtilen sözleşmelerdeki sözleşme bedelinin değil, sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin de döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağını düzenlemektedir. Buna göre, söz konusu düzenleme, sözleşmelerde belirlenen sözleşme bedeline uygulanacak her türlü faiz, gecikme tazminatı, cezai şart ve her türlü tazmin yükümlülüklerini de kapsamaktadır.

    İlaveten, 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ’in 8. maddesi uyarınca, sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedellerin de döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmesi mümkün değildir.12 Ancak, 32 sayılı Karar’ın yürürlüğe girdiği 13.09.2018 tarihinden önce düzenlenmiş ve dolaşıma girmiş bulunan bu kapsamdaki kıymetli evraklar bu madde hükmünden istisnadır.

    IV. ESER SÖZLEŞMELERİ KAPSAMINDA DÖVİZ YASAĞI VE İSTİSNALARI

    A. Eser Sözleşmesine ilişkin Düzenleme ve Yasağın Eser Sözleşmesi Özelindeki İstisnası

    TBK kapsamında, eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Dolayısıyla, inşaat ve EPC sözleşmeleri, anahtar teslim projelere ilişkin sözleşmeler veya eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özelliklerinin önem taşıdığı benzer nitelikteki sözleşmeler eser sözleşmesi olarak yorumlanmakta ve ilgili mevzuatta eser sözleşmesine ilişkin hükümlere tabi olmaktadır.

    Tebliğ No: 2018-32/51 ile getirilen düzenlemeler kapsamında 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in yeniden düzenlenen8. maddesinin 5. fıkrasında eser sözleşmeleri ile ilgili  olarak “Türkiye’de yerleşik kişiler; kendi aralarında akdedecekleri, 16/12/1999 tarihli ve 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda tanımlanan gemilerin inşası, tamiri ve bakımı dışında kalan eser sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramazlar.” şeklinde hüküm yer almaktaydı.

    Ancak 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’de Tebliğ No:2018-32/52 ile yapılan değişiklikler sonrasında, eser sözleşmesine ilişkin yasak maddesi 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in 8. maddesinin 8. fıkrasında “Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; döviz cinsinden maliyet içeren eser sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırmaları mümkündür.” şeklinde düzenlenerek döviz cinsinden maliyet içeren tüm eser sözleşmeleri dövizle sözleşme yapma yasağında istisna kapsamına dahil edilmiş ve eser sözleşmelerine ilişkin istisna önemli ölçüde genişletilmiştir.

    Başka bir deyişle, kural olarak eser sözleşmelerinde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması yasaktır. Ancak, eser sözleşmesinin döviz cinsinden bir maliyet içermesi durumu bir istisna hali teşkil etmekte ve bu durumda eser sözleşmesi kapsamında sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilmektedir. 

    Ayrıca, söz konusu maliyetin içermesi gereken döviz unsuru konusunda herhangi bir oran belirlenmemiştir. Nitekim, Bakanlığın internet sitesinde “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (2018-32/52) Kapsamında Sıkça Sorulan Sorular” başlığı ile yayımlanan bilgilendirme yazısının13 6 numaralı sorusunun cevabında dövizle sözleşme yasağının uygulanmaması için eser sözleşmesinin mutlaka belli bir oranın üzerinde döviz cinsinden maliyet içermesinin gerekmediği, maliyetlerin bir kısmının döviz cinsinden olmasının sözleşme bedeli başta olmak üzere bu sözleşmelerden kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilmesi için yeterli olduğu ifade edilmiştir.

    B. Eser Sözleşmelerine Uygulanabilecek Genel İstisna Halleri

    Dövizle sözleşme yapma yasağına ilişkin olarak eser sözleşmelerinde uygulanabilecek diğer istisnalar 32 Sayılı Karar’a İlişkin Tebliğ’in 8. maddesinin sair fıkralarında düzenleme alanı bulmuştur. Bu kapsamda, kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında gerçekleştirilecek olan projeler dahilinde; yükleniciler veya görevli şirketlerin ve bunların sözleşme imzaladığı tarafların üçüncü taraflarla akdedeceği veya bahsi geçen projeler çerçevesinde akdedilecek, gayrimenkul satış sözleşmeleri ve iş sözleşmeleri dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün kılınmıştır.14

    İlgili fıkrada yalnızca gayrimenkul satış sözleşmeleri ve iş sözleşmeleri istisna kapsamının dışına çıkarılmış olduğundan kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu döviz cinsinden veya dövize endeksli ihaleler, sözleşmeler ve milletlerarası antlaşmaların ifası kapsamında gerçekleştirilecek projeler için akdedilecek eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılabilecektir.

    İlgili düzenlemede adı geçen kamu kurum ve kuruluşları ibaresi ile 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda15 genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri olarak ifade edilen, anılan Kanun’un I, II, III ve IV sayılı cetvellerinde bahsedilen kurumlar, idareler ve mahalli idareler ile doğrudan ve dolaylı olarak en az %50’si bu kurum ve idarelere ait olan şirketler ifade edilmektedir.

    Benzer şekilde, kamu kurum ve kuruluşlarına ilişkin istisna hali saklı kalmak kaydıyla, 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’in 8. maddesinin bir diğer fıkrasında kamu kurum ve kuruluşlarının veya Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketlerinin taraf olduğu gayrimenkul satış ve gayrimenkul kiralama dışında kalan sözleşmelerde, sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması, ödenmesi ve kabul edilmesi mümkün kılınmıştır.16 Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı şirketleri ile kastedilen ise sermayesinin en az yüzde ellisi doğrudan veya dolaylı olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek amacıyla kurulmuş bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na ait olan ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN gibi şirketlerdir. Dolayısıyla, söz konusu şirketlerin taraf olduğu eser sözleşmeleri bakımından da sözleşme bedelinin ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılmasına bir engel bulunmamaktadır.

    V. YAPTIRIM

    Normlar hiyerarşisi kapsamında, 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ’de yer alan düzenlemelere aykırı davranılması halinde, 1567 Sayılı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrası gereğince sözleşmenin her bir tarafı için ayrı ayrı olmak üzere idari para cezası uygulanmaktadır. 1567 Sayılı Kanun’un ilgili maddesinde belirlenen tutarlar anılan Kanun’da 2008 yılında yapılan değişikle belirlenen tutarlar olup bu tutarlar 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun17 17. maddesinin 7. fıkrası uyarınca her yıl yeniden değerleme oranları dikkate alınarak güncellenmektedir. Tekerrür durumunda ise bu cezalar iki katı olarak uygulanmaktadır. Ancak 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ’e aykırılıklara ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılıkları nezdinde işlem başlatılabilmesini teminen Bakanlık’a gönderilen ihbarların ekinde söz konusu iddiaları destekleyici somut bilgi ve tevsik edici belgelerin (fatura, sözleşme örneği, fiyat teklifi vb.) yer alması gerekmektedir. Hiçbir somut belgeye dayanmayan ihbarlar hakkında Bakanlık’ça işlem tesis edilememektedir.

    VI. SONUÇ

    85 Sayılı Karar ile 32 Sayılı Karar’ın 4. maddesine eklenen (g) bendi ve sonrasında Bakanlık tarafından çıkarılan ikincil düzenlemeler ile Türkiye’de ekonomik istikrarın sağlanması ve Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin para borcu içeren sözleşmelerinde Türk Lirası kullanımının teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.

    TBK’nın ilgili maddelerinde düzenleme alanı bulan eser sözleşmeleri de 32 Sayılı Karar’da yasak kapsamına dahil edilmiş ancak daha sonra getirilen düzenlemeler ile yasağın eser sözleşmelerine uygulanabilecek istisnaları belirlenmiştir. Söz konusu istisna hallerinden birinin dahi mevcut olması halinde, eser sözleşmelerindeki sözleşme bedeli ve bundan kaynaklanan ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün kılınmıştır.

    References


    1. 25.02.1930 tarihli ve 1433 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    2. 11.08.1989 tarihli ve 20249 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    3. 28.02.2008 tarihli ve 26801 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    4. 13.09.2018 tarihli 30534 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    5. 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    6. 06.10.2018 tarihli ve 30557 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    7. 16.11.2018 tarihli ve 30597 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    8. Ercüment Özkaraca, “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın İş Sözleşmelerinde Uygulama Alanı”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 25, Sayı 1, 2019, s. 188 ↩︎
    9. 32 Sayılı Karar, m. 2(b) ↩︎
    10. 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ, m. 8/24 ↩︎
    11. 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ, m. 8/23 ↩︎
    12. 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ, m. 8/22 ↩︎
    13. https://www.hmb.gov.tr/finansal-piyasalar-ve-kambiyo-sikca-sorulan-sorular ↩︎
    14. 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ, m. 8/16 ↩︎
    15. 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmi Gazete ↩︎
    16. 32 Sayılı Karar’a İlişkinTebliğ, m. 8/15 ↩︎
    17. 31.03.2005 tarihli ve 25772 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete ↩︎
    32 sayılı KararDövizDövize EndeksliEser SözleşmesiİstisnaYasak
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    SSI Şirketler Voleybol Liginde

    Perşembe, 21 Kasım 2024 by ssi-legal

    SSI olarak şimdi de sahadayız!

    Türkiye’nin lider şirketlerinin bir araya geldiği Fonex Şirketler Voleybol Ligi’ne katıldığımızı duyurmaktan mutluluk duyuyor ve bu özel organizasyonda yer alan ilk ve tek hukuk bürosu olmanın gururunu yaşıyoruz!

    Hem takım ruhunu hem de sporun birleştirici gücünü iş dünyasına taşıyan bu ligde, SSI olarak azimle mücadele edeceğiz.

    Bizi desteklemek ve bu yolculuğumuza ortak olmak için takipte kalın!

    Şirketler LigiVoleybol
    Read more
    • Published in Haberler
    No Comments

    İSTANBUL FİNANS MERKEZİNDE FAALİYET GÖSTEREN KATILIMCILARA DEFTER KAYITLARINI YABANCI PARA BİRİMİ ÜZERİNDEN TUTMA İMKANI

    Çarşamba, 23 Ekim 2024 by ssi-legal

    Özet

    İstanbul Finans Merkezi (“İFM”) kurulduğu günden bu yana, proaktif bir vizyonla, bölgede yer alacak katılımcılara vergisel teşvikler sağlanması yanında, sunulan operasyonel kolaylıklara her geçen gün bir yenisi daha eklenerek küresel bir cazibe merkezi olma yönünde hızla ilerlemektedir. Bu kapsamda son olarak bölgede yer alan katılımcılara diledikleri döviz cinsinden defter ve kayıtlarını tutabilme imkanı sağlanmıştır.

    Anahtar Kelimeler: İstanbul Finans Merkezi, Defter Kayıtları, Yabancı Para Birimi, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

    I. GİRİŞ

    Finans alanında uluslararası piyasalarla entegrasyon ve etkin bir ekosistem sunma amacıyla yola çıkan İstanbul Finans Merkezi, kısa vadede bölgesel, orta vadede ise küresel bir merkez olmayı hedeflemekte ve bu doğrultuda kamu ve özel sektör bankalarını, portföy yönetim şirketlerini, aracı kurumları, sigorta şirketlerini, profesyonel hizmet şirketlerini uluslararası transit ticaret firmaları ile farklı kategorilerden ulusal ve uluslararası finansal kuruluşları bir araya getirmektedir.

    Bu vizyon doğrultusunda bölgede yer alacak katılımcılara çeşitli vergi teşvikleri ile operasyonel avantajların sunulmasının yanında, zaman içinde yeni imkan ve kolaylıklar sağlanması kapsamında, söz konusu katılımcılara tercih edecekleri yabancı para birimi cinsinden defter kayıtlarını tutabilmelerine imkan tanınarak raporlamalarını daha sağlıklı yapabilmeleri, ana merkezleri ile ortak para birimi üzerinden entegrasyonlarının sağlanması amaçlanmaktadır. Yine bu imkanı kullanan katılımcılar Türk Lirası ile defter kayıtlarını tutan kurumlara kıyasla, kur farkının değişiminden kaynaklı oluşan kanunen kabul edilmeyen giderlerin doğurduğu ek vergi yüklerini de en aza indirebileceklerdir.

    Bölgede yer alan katılımcılardan dileyenlerin, tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine ilişkin 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu1 (“Kanun”) ile Hazine ve Maliye Bakanlığına (“Bakanlık”) verilen yetki çerçevesinde, ilgili Bakanlık tarafından 569 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği2 (“Tebliğ”) yayınlanmış olup, uygulamanın 2025 hesap döneminden itibaren başlamasına yönelik usul ve esaslar belirlenmiştir. Söz konusu Tebliğ ile getirilen uygulama usul ve esaslarına yazımızda yer verilmiştir.

    II. UYGULAMA KAPSAMINA GİREN KATILIMCILAR

    Defter kayıtlarını yabancı para biriminden tutabilecek olanların Kanun’a göre öncelikli olarak katılımcı belgesi alarak katılımcı olmaları gerekmektedir. Kanun’a göre “Katılımcı”, katılımcı belgesi alarak ofis alanında faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler, bunların şubeleri ile temsilcilikleri, adi ortaklıkları, irtibat büroları, bölgesel yönetim merkezleri ve ulusal varlık fonları olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, Tebliğ’in 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bu katılımcıların defterlerini yabancı para biriminde tutabilme hakkına sahip olmaları için, faaliyetlerinin münhasıran Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrasında sayılan indirim ve istisnalara esas teşkil eden faaliyetler veya 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10.maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi kapsamındaki kazanç indirimine esas teşkil eden faaliyetlerden oluşması şarttır (“Kapsanan Faaliyetler”).

    Bu kapsamda katılımcı belgesi alarak İFM’de faaliyet gösteren ve faaliyetleri münhasıran finansal hizmet ihracatı olan finansal kuruluşlar ile katılımcı belgesi alarak İFM’de faaliyette bulunan ve yurt dışından satın aldıkları malları Türkiye’ye getirmeksizin yurt dışında satan veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık eden kurumlar bu uygulamadan yararlanabilecektir.

    III. UYGULAMANIN BAŞLANGIÇ TARİHİ

    A. Faaliyetleri Münhasıran Kapsanan Faaliyetler’den Oluşan Katılımcılar

    Tebliğ’in 3. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Faaliyetleri münhasıran Kapsanan Faaliyetler’den oluşan katılımcılardan dileyenlerin, 2025 hesap döneminden (kendilerine özel hesap dönemi tayin edilenlerde 2025 yılında başlayan hesap döneminden) itibaren defter kayıtlarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca (“TCMB”) günlük olarak kuru belirlenen herhangi bir yabancı para birimi ile yapabilmeleri mümkündür. Diğer taraftan, faaliyetleri münhasıran kapsama giren faaliyetlerden olmakla birlikte, Tebliğ’in yayımı tarihi olan 26/09/2024 tarihi itibarıyla katılımcı belgesini henüz almayan ancak, 31/12/2024 tarihine kadar katılımcı belgesi almak suretiyle bu yerde ilk defa işe başlayan katılımcılardan isteyenler, işe başladıkları tarihten itibaren defter kayıtlarını TCMB tarafından günlük olarak kuru belirlenen herhangi bir yabancı para birimi ile tutabileceklerdir. Dolayısıyla faaliyetleri münhasıran kapsama giren faaliyetlerden oluşan katılımcılardan dileyenler herhangi başvuru ve izine tabi olmadan defter kayıtlarını TCMB’nin günlük olarak kuru belirlediği herhangi bir yabancı para birimi ile tutabileceklerdir.

    B. Faaliyetleri Münhasıran Kapsanan Faaliyetler’den Oluşmayan Katılımcılar

    Tebliğ’in 3. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, Kapsanan Faaliyetler’in yanında, bu bölgede veya bölge dışında başkaca faaliyetleri de bulunan katılımcılardan bölge içerisindeki şubelerine münhasır olmak üzere defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutmak isteyenler, gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı bulundukları vergi daireleri aracılığıyla Gelir İdaresi Başkanlığına (“Başkanlık”) yazılı olarak başvuruda bulunacaklardır.

    Bu kapsamda olup, bölgedeki faaliyetlerine ilişkin defter kayıtlarını yabancı para birimiyle tutmak isteyen katılımcıların başvuruda bulunabilmesi için, Tebliğ’in 3. maddesinin 4. fıkrası uyarınca;

    i. Başvuru tarihi itibarıyla sermayesinin en az % 30’unun ikametgâhı, kanunî ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kişilere ait olan işletmelere ait olması,

    ii. Başvurunun yapıldığı tarihten önceki en yakın hesap dönemi sonunda, bölgedeki faaliyetlerden elde edilen gelirlerinin en az %30’unun Kapsanan Faaliyetler’den elde edilen gelirlerden olması şarttır.

    İlk defa işe başlayan katılımcılar için (ii) bendinde belirtilen gelir şartı aranılmayacaktır.

    Bu kapsamdaki katılımcıların yabancı para birimi ile defter tutma talebinin, defterlerin kullanılacağı hesap döneminin en geç iki ay öncesinden yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda yapılan başvuru dilekçesinin ekinde;

    i. Katılımcı belgesi örneğine ve defter kaydının tutulmak istenildiği yabancı para birimine,

    ii. Ofis alanı içindeki ve dışındaki faaliyet konularına ilişkin bilgiler ile ortaklık yapısına ilişkin bilgilere,

    iii. Ofis alanı içindeki ve dışındaki faaliyetlerin hacmini gösterir brüt satış hasılatına yönelik bilgilere,

    iv. Kapsanan Faaliyetler’den elde edilen brüt satış hasılatının, bölge içerisindeki tüm faaliyetlerden elde edilen brüt satış hasılatına oranına,

    yer verilecektir.

    Bölgede ilk defa işe başlayacak katılımcıların ise bu fıkranın (i) ve (ii) bentlerinde yer alan bilgileri ibraz etmeleri yeterlidir.

    Başvurular Başkanlık tarafından başvurunun yapıldığı hesap dönemi sonuna kadar sonuçlandırılacaktır. Başvurunun incelenmesi sonucunda durumu uygun görülen katılımcı belgesine sahip mükelleflerin defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutmalarına Bakanlık tarafından izin verilebilecektir.

    IV. DEFTER KAYITLARININ TUTULMASINDA ESAS ALINACAK DÖVİZ KURLARI

    Tebliğ’in 3. maddesinin 8. fıkrası uyarınca, defter kayıtlarını yabancı para birimiyle tutan katılımcılar, Türk lirasıyla yaptıkları işlemlerini, işlemin gerçekleştiği gündeki TCMB tarafından ilan edilen döviz alış kurlarını kullanmak suretiyle defterlerin tutulduğu yabancı para birimine çevireceklerdir. Defterlerin tutulduğu yabancı para birimi dışındaki başka yabancı para birimleriyle yapılan işlemlerde ise işlemin gerçekleştiği gündeki TCMB tarafından ilan edilen çapraz kurlar kullanılacaktır. Öte yandan ilana konu edilmiş çapraz kurun bulunmaması durumunda, yabancı para birimiyle yapılan söz konusu işlemler öncelikle TCMB tarafından ilan edilen döviz alış kurları dikkate alınarak Türk lirasına çevrilecek ve ardından aynı gün için TCMB tarafından ilan edilen döviz alış kurları dikkate alınarak defterlerin tutulduğu yabancı para birimi karşılığı tespit edilecektir.

    Örnek 1: İFM’de faaliyet gösteren ve defter kayıtlarını ABD Doları cinsinden tutan katılımcı (A) A.Ş. adına 20/8/2026 tarihinde Euro cinsinden bir fatura düzenlenmiştir.

    Buna göre (A) A.Ş. faturanın düzenlendiği tarihteki TCMB tarafından ilan edilen Euro/Dolar çapraz kurunu kullanmak suretiyle Euro cinsinden tanzim edilen söz konusu fatura tutarını ABD Dolarına çevirerek defter kayıtlarına alacaktır.

    Örnek 2: Katılımcı belgesi alarak İFM’de faaliyet gösteren (B) A.Ş. defter kayıtlarını Euro cinsinden tutmaktadır. Söz konusu mükellef adına 9/9/2026 tarihinde Rumen Leyi para birimi cinsinden fatura düzenlenmiştir. Faturanın düzenlendiği tarih itibarıyla TCMB tarafından Rumen Leyi/Euro çapraz kuru belirlenmemektedir.

    Buna göre (B) A.Ş. öncelikle fatura tarihi itibarıyla TCMB tarafından ilan edilen döviz alış kurunu kullanmak suretiyle Rumen Leyi cinsinden olan bu fatura tutarının Türk lirası karşılığını tespit edecek, tespit edilen Türk lirası karşılık daha sonra Euro cinsine çevrilerek deftere kaydedilecektir.

    V. DEFTER KAYITLARINI YABANCI PARA BİRİMİYLE TUTAN KATILIMCILAR TARAFINDAN VERİLECEK BEYANNAMELER

    Tebliğ’in 4. maddesi uyarınca, Defter kayıtlarını yabancı para birimiyle tutan katılımcılar, beyannamelerini ve beyanname eki bilanço ve gelir tablolarını, beyannamelerin verilmesi gereken ayın ilk gününün TCMB tarafından ilan edilen döviz alış kuru dikkate alınmak suretiyle Türk lirasına çevirecek ve bildirim ile beyanlarını Türk lirası üzerinden yapacaklardır. Geçici vergi dönemleri itibarıyla verilecek beyannamelerde ise geçici vergi beyannamesinin verilmesi gereken ayın birinci gününde ilan edilen kurlar dikkate alınacaktır. Beyannameye konu verginin ödenmesi, mahsubu ve iadesi işlemlerinde de Türk lirası esas alınacaktır.

    Örnek 3: İFM’de faaliyet gösteren ve 2025 hesap döneminden itibaren defterlerini Rus rublesi para birimi cinsinden tutan katılımcı (D) A.Ş. 2025 hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesini, 2026 yılının Nisan ayının birinci gününde TCMB tarafından ilan edilen Rus rublesi alış kurunu dikkate alarak Türk lirası cinsinden verecektir.

    Beyannamenin verilmesi gereken ayın ilk gününde TCMB tarafından döviz kurunun belirlenmediği durumlarda, söz konusu günden önceki ilk iş gününde ilan edilen döviz alış kurları dikkate alınacaktır.

    VI. DEFTER KAYITLARINI YABANCI PARA BİRİMİYLE TUTAN KATILIMCILARIN BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ

    Tebliğ’in 5. maddesi uyarınca, faaliyetleri münhasıran Kapsanan Faaliyetler’den oluştuğu için herhangi başvuru ve izine tabi olmadan defter kayıtlarını TCMB’nin günlük olarak kuru belirlediği herhangi bir yabancı para birimi ile tutabilecek katılımcılar, defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutmaya başlayacakları hesap döneminin ilk ayının sonuna kadar hangi yabancı para birimi ile kayıt yapacaklarını gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı bulunduğu vergi dairesine bildireceklerdir.

    Bu kapsamdaki katılımcılardan hesap dönemi içerisinde ilk defa işe başlayanlar defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutmaya başlayacakları tarihi izleyen ayın sonuna kadar hangi yabancı para birimi ile kayıt yapacaklarını gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı bulunduğu vergi dairesine bildireceklerdir.

    Bildirimleri süresinde yapmayanlar veya yanıltıcı bildirimde bulunanlar hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili ceza hükümleri tatbik olunacaktır.

    Yaptıkları başvuru sonucu defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutmalarına Bakanlık tarafından izin verilen katılımcıların, bu kapsamda ayrıca herhangi bir bildirimde bulunmalarına gerek bulunmamaktadır.

    VII. UYGULAMAYA İLİŞKİN DİĞER ESASLAR

    i. Yabancı para birimiyle defter tutmaları uygun görülenlerin, defterlerini bilanço esasına göre tutmaları gerekmektedir.

    ii. Defter kayıtlarını yabancı para birimi cinsinden tutan katılımcılar, işletmeye dâhil kıymetlerin değerlerini ve dönem sonu vergi matrahlarını (geçici vergi dönemleri dâhil) kayıt yapılan para birimine göre tespit edeceklerdir.

    iii. Malın teslim edildiği veya hizmetin ifa edildiği tarih esas itibarıyla işlemin gerçekleştiği gün olarak dikkate alınacaktır. Ancak, mal teslimi veya hizmet ifasından önce faturanın düzenlenmesi durumunda, faturanın düzenlendiği tarih işlemin gerçekleştiği gün olarak kabul edilecektir.

    iv. Yabancı para birimi cinsinden ilk kayıt yapılan hesap dönemi dahil üçüncü hesap döneminin sonuna kadar defter kayıtlarına esas alınan yabancı para biriminden başka bir yabancı para birimine dönülemeyecektir.

    Örnek 4: İFM’de faaliyet gösteren katılımcı (C) A.Ş. 2026 hesap döneminden itibaren Euro cinsinden defter tutmaya başlamıştır. Buna göre, adı geçen mükellef 2028 hesap dönemi de dâhil olmak üzere üç hesap dönemi boyunca başka bir yabancı para birimi cinsinden defter tutamayacaktır. Ancak 2029 hesap döneminden itibaren ABD Doları başta olmak üzere TCMB tarafından günlük olarak kuru belirlenen diğer yabancı para birimleri cinsinden defter tutulabilecektir.

    v. İFM’de faaliyette bulunup defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutan mükellefler, takip eden hesap döneminin başından itibaren defter kayıtlarını Türk lirası ile tutabileceklerdir. Ancak, bu suretle defter kayıtlarını takip eden hesap döneminden itibaren Türk lirası ile tutmaya başlayan mükelleflerin üç hesap dönemi boyunca defter kayıtlarını Türk lirası ile tutmaları şarttır.

    vi. İFM’de faaliyette bulunup defter kayıtlarını yabancı para birimi ile tutan mükelleflerden katılımcı belgeleri dönem içerisinde iptal edilenler, takip eden hesap döneminin başından itibaren defter kayıtlarını Türk lirası ile tutacaklardır.

    VIII. SONUÇ

    İstanbul Finans Merkezi ekosisteminde yer almak ve ilgili mevzuat ile İFM’de sağlanan teşvikler ve diğer kolaylaştırıcı uygulamalar kapsamında, bölgede yer alan ve finansal hizmet ihracatı faaliyetinde bulunan finansal kuruluşlar ile transit ticaret ve transit ticarete aracılık faaliyetinde bulunan kurumlara tutmak zorunda oldukları defterler ile düzenleyecekleri belgelerin yabancı para birimiyle tutulabilmesi ve düzenlenebilmesine imkan tanınması bölgenin bir cazibe merkezi olması yönünde atılmış önemli bir adımdır.

    Bu kapsamda atılacak benzer yeni proaktif adımlar, İFM’nin dünyada önemli bir finans ve ticaret merkezi olması ve Türkiye’nin küresel yatırım pastasından daha büyük pay alması vizyonuna önemli katkılar sağlayacaktır.

    References


    1. 22/06/2022 Tarihli ve 31880 Sayılı Resmî Gazetede Yayınlanmıştır. ↩︎
    2. 26/09/2024 Tarihli ve 32674 Sayılı Resmî Gazetede Yayınlanmıştır. ↩︎
    Defter KayıtlarıGenel Tebliğiİstanbul Finans MerkeziVergi Usul KanunuYabancı Para Cinsi
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    ULUSLARARASI ALANDA VE TÜRKİYE’DE TIBBİ KENEVİR FAALİYETLERİ

    Pazartesi, 14 Ekim 2024 by ssi-legal

    Özet

    Medikal alanda gelişen teknoloji ve yasallaştırma çalışmaları ile birlikte birçok ülkede tıbbi kenevir kullanımı yaygınlaşmıştır. Tıbbi kenevir, ürün çeşitliliği ile geniş tedavi olanakları getirmekte ve aynı zamanda ülke ekonomisine katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’nin konumu itibarıyla tıbbi kenevir yetiştiriciliğinde önemli bir role sahip olabileceği değerlendirilmekte ve bu alanda mevzuat çalışmaları yapılmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Tıbbi Kenevir, Kenevir Yetiştiriciliği, 1961 Birleşmiş Milletler Tek Sözleşmesi,2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, Tarım ve Orman Bakanlığı, Toprak Mahsulleri Ofisi, İyi Üretim Uygulamaları

    I. GİRİŞ

    Dünyada tıbbi kenevire erişimin yasallaştırılma çalışmaları özellikle son yıllarda hızlı bir şekilde gelişme göstermektedir. Tıbbi kenevir, hastalara pek çok alanda etkili tedavi olanakları sunmakta ve kullanıldığı ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda coğrafi konumu itibarıyla tıbbi kenevir yetiştirilmesine son derece elverişli olan ülkemizde tıbbi kenevir yetiştirilmesi ile ilgili birtakım düzenlemeler yer almaktadır. İşbu çalışmamızda, Türkiye’de tıbbi kenevirin medikal alanda kullanımını düzenleyen organlar, tabi olduğu mevzuat ve tıbbi kenevirin medikal kullanımının diğer ülkelerdeki örnekleri incelenmektedir.

    II. TIBBİ KENEVİR VE ULUSLARARASI ANLAŞMALAR

    A. Tıbbi Kenevirin Medikal Alanda Kullanımı

    Tıbbi kenevir, kannabinoidlerin sentetik formlarının belirli hastalıkların tedavisinde bir doktor tarafından reçetelendirilerek kullanılması olarak tanımlanmaktadır.1 Tarihi çok eski çağlara dayanan kenevir bitkisinin, çeşitli kaynaklara göre Orta Doğu ve Mezopotamya’da ilaç olarak kullanıldığı düşünülmektedir.2

    Günümüzde, pek çok araştırma sonucunda kenevir bitkisinin geniş bir alanda etkili tedavi olanağı sunduğu belirlenmiştir. Uluslararası düzeydeki deneyim, tıbbi kenevirin başarıyla reçetelendiği durumlarda en yaygın kullanımların kronik ağrının her türü, anksiyete, kanser ve AIDS hastalarının palyatif bakımında iştah açıcı, bulantı, kusma (kemoterapi, radyoterapi ve birleşik HIV terapisi ve Hepatit C ilaçlarından kaynaklı) gibi önemli hastalıklarda görüldüğünü göstermiştir.

    İlaç etkin maddesi üretimi amacıyla kenevir yetiştiriciliğinde, İyi Tarım Uygulamaları (“GACP”) için Bitkisel Tıbbi Ürünler Komitesi’nin (HMPC) yönergelerine uyulmalıdır. GACP, bitki yetiştiriciliği için en yüksek standardı içermektedir. İlaveten, hastalara ve doktorlara ilaç sınıfına ilişkin kalite sağlamak ve ürünün ihracatını yaparken uluslararası gereksinimleri karşılamak amacıyla bitkinin hasat sonrası işlenme aşamasında İyi Üretim Uygulamaları (“GMP”) standartları dikkate alınmalıdır. GMP, insan sağlığını doğrudan etkileyen ilaç, kozmetik, gıda, medikal cihaz gibi ürünlerin nasıl koşullarda üretilmesi gerektiği konusunda rehberlik yapan bir kalite sistemidir. Üretimde izlenmesi gereken kalite standartlarını ve ürünlerin hangi koşullarda üretilmesi gerektiğini belirleyen kalite sistemine uygun üretim yapan işletmelere GMP belgesi verilmektedir.

    B. Uluslararası Anlaşmalarda Tıbbi Kenevir Düzenlemeleri

    Kenevir bitkisinin yetiştirilmesi, kullanımı, ithali, ihracı gibi hususlar uluslararası alanda ilk olarak 1961 Birleşmiş Milletler Tek Sözleşmesi (“Tek Sözleşmesi”) ile düzenlenmiştir. Tek Sözleşmesi hü­kümleri çerçevesinde; taraf devletlerin, uyuşturucu maddelerin istihsalinin, imalinin, ihracının, ithalinin, dağıtı­mının, ticaretinin, kullanılmasının ve elde bulundurulmasının sırf tıbbi ve bilimsel amaçlarla sınırlandırılması hususlarıyla ilgili almaları gereken yasal ve idari tedbirler düzenlenmiştir.3 İlaveten, Tek Sözleşmesi ile kenevir bitkisi ve türevlerinin bağımlılık yapıcı özelliği nedeniyle bu bitkilerin tıbbi amaçlar dışında kullanılması yasaklanmıştır.

    Tek Sözleşmesi’nin kenevir bitkisinin yetiştirilmesini kontrol altına almayı düzenleyen maddelerinde ise yetiştirmenin bir devlet teşekkülü vücuda getirerek o teşekkülün kontrolünde idame ettirilmesi yükümlülüğü ortaya konmuştur.4 Bu devlet teşekkülü, Türkiye’de Toprak Mahsulleri Ofisi’ni (“TMO”) ifade etmektedir. Türkiye’de kenevir yetiştiriciliği faaliyetlerini düzenleyen 12/6/1933 tarihli ve 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’da (“Kanun”), ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliğinin ve/veya işlenmesinin TMO tarafından yapılmakta ve yaptırılmakta olduğu belirtilmiştir.5

    III. YABANCI ÜLKELERDEKİ TIBBİ KENEVİR UYGULAMALARI

    Dünyada tıbbi kenevire erişimin yasallaştırılma çalışmaları özellikle son yıllarda hızlı bir şekilde gelişme göstermektedir. Amerika’nın birden fazla eyaletinde, Kanada, Fransa, İtalya, Almanya, Portekiz, Avustralya, Yeni Zelanda dahil olmak üzere Avrupa’nın ondan fazla ülkesinde, Afrika ve Güney Amerika’nın çeşitli bölgelerinde tıbbi kenevirin yasallaştırılması için düzenlemeler yapılmıştır.

    IV. TÜRKİYE’DE TIBBİ KENEVİR DÜZENLEMELERİ VE MEVCUT MEVZUAT

    Ülkemizde ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği ve/veya işlenmesi gibi hususları düzenleyen Kanun’da 23/03/2023 tarihinde yapılan son değişiklikle, lif, tohum ve sap üretimi ile ilaç etkin maddesi elde etmeye yönelik çiçek ve yaprak üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın (“Bakanlık”) iznine tabi tutulmuştur. Lif, tohum ve sap üretimi amacıyla izinli kenevir yetiştiriciliği Bakanlık tarafından yürütülmekte ve yetiştiricilik faaliyetlerinin kapsamı ve sınırları mevcut mevzuatla ve 32661 sayılı ve 13.09.2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve yayım tarihinde yürürlüğe giren İlaç Etkin Maddesi Üretimi Amaçlı Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolüne Dair Yönetmelik’le (“Yönetmelik”) düzenlenmektedir.

    Bu kapsamda, ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği ve/veya işlenmesinde ilgili mevzuat uyarınca yetkili kılınan TMO, kenevir yetiştiriciliği ve/veya işlenmesini gerçek veya tüzel kişilere yaptırabilme yetkisine de sahiptir.

    A. Başvuru, Yetkinlik Belgesi ve Yetiştiricilik İzin Belgesi

    Yönetmelik ile birlikte, ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği faaliyetinde bulunmak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin, yetkinlik ve kenevir yetiştiriciliği izin belgesi alması gerektiği belirtilmiştir. Ancak gerçek veya tüzel kişiler, yetkinlik ve izin belgesi almadan önce üretim planını, üretim yapacağı yeri, tedarike ait protokolü, alıcı firmanın iş deneyimini gösteren belge ve tesisin üretim yeri izin belgesi alacağına ilişkin taahhütnameyi içeren ayrıntılı proje dokümanı ile birlikte 1 Ekim-31 Ekim tarihleri arasında, Yönetmelik’in Ek-1’inde yer alan formu doldurarak TMO’ya sunmalıdır. Yetkinlik belgesi almak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin sağlaması gereken şartlar Yönetmelik’in 6. Maddesinde ayrıca belirtilmiştir. Kenevir yetiştiriciliği faaliyetinde bulunmak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin gerekli belgeleri temin etmek adına yaptığı başvurular, TMO tarafından değerlendirilmektedir. Başvurular, ülke arz ve talep durumuna göre Cumhurbaşkanınca belirlenen kota doğrultusunda 31 Aralık tarihine kadar değerlendirilerek başvuru sahibine yazılı olarak sonuç bildirilmekte ve başvurusu olumlu sonuçlanan gerçek veya tüzel kişiler ile TMO arasında esasları TMO tarafından belirlenen yetiştiricilik sözleşmesi imzalanmaktadır.

    Başvurusu olumlu sonuçlanan gerçek veya tüzel kişiler; bildirim tarihinden itibaren on sekiz (18) ay içerisinde Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumundan üretim yeri izin belgesi almak, üretim planında belirttiği hususları tamamlamak üzere yetkinlik belgesi almak için TMO’ya başvuruda bulunmak zorundadır.6 Yetkinlik belgesi talep eden gerçek ve tüzel kişilerden istenecek belgeler Yönetmelik’in 6. Maddesinde belirtilmiş olup, ilgili madde uyarınca TMO, yetkinlik belgesi alma şartlarını haiz olduğu belirlenen ve geçerli bir üretim yeri izin belgesine sahip olan gerçek veya tüzel kişilere, en fazla beş yıl geçerli olmak üzere yetkinlik belgesi düzenlemektedir.7 TMO tarafından başvurusu onaylanarak yetkinlik belgesi verilen gerçek veya tüzel kişilere, Bakanlık tarafından yetkinlik belgesinde belirtilen süre kadar geçerli kenevir yetiştiriciliği izin belgesi düzenlenmektedir.8

    Ayrıca, Üniversiteler, Bakanlık araştırma enstitüleri ile araştırma izni bulunan kuruluşlardan, ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği kapsamındaki bilimsel araştırmalar ve Ar-Ge çalışmaları için yetkinlik belgesi istenilmemekte olup, TMO’ca uygun görülen bilimsel araştırma projelerine Bakanlık tarafından bilimsel araştırma amaçlı izin belgesi düzenlenmektedir.9

    B. Yetiştiricilik Yapılacak Tesislerin Özellikleri

    Yetkinlik belgesi alan ve Bakanlıkça kenevir yetiştiriciliği izin belgesi verilen gerçek veya tüzel kişilerce ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği; çepeçevre kamera sistemleri ile kontrol edilebilen, yeterli ışıklandırma ve alarm sistemini haiz, yüksek güvenlikli, kapalı ve iklimlendirme özelliğine sahip tesislerde yapılmakta ve bu tesislerin koruma ve güvenliğinin sağlanması açısından yeteri kadar özel güvenlik görevlisi personeli istihdam edilmektedir. Bununla birlikte TMO, ilaç etkin maddesi üretimi amacıyla kenevir yetiştiriciliğini Afyon Alkaloidleri Fabrikası İşletme Müdürlüğü sahasında, bu amaç için belirlenmiş, kamera sistemi ile takip edilen açık alanda da yapabilmekte veya yaptırabilmektedir.10

    C. Kenevir Yetiştiriciliği Yapacak Gerçek veya Tüzel Kişilerin Sorumlulukları

    Yönetmelik kapsamında ilaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği yapacak gerçek veya tüzel kişilerin, yetiştiricilik amacına aykırı iş ve işlemlerin yapılmasını engelleyecek tüm tedbirleri ve güvenlik önlemlerini almak, kamu görevlilerinin yetiştiricilik alanında yapacağı kontrollere yardımcı olmak, Kanun hükümleri doğrultusunda hasat sonrasında ihtiyaç fazlası kenevir bitkisi ile ilaç etkin maddesi olarak kullanılmayacak bitki kısımları ve artıklarını düzenlenecek tutanakla kontrol heyeti nezaretinde imha etmek gibi sorumlulukları bulunmakta olup,11 gerçek veya tüzel kişilerin sorumluluklarına ait detaylar Yönetmelik’in 10. Maddesinde düzenlenmiştir.

    D. Yurt İçi ve Yurt Dışı Satış

    TMO ile gerçek veya tüzel kişiler ürettikleri ilaç etkin maddesinin yurt içinde satışını, Sağlık Bakanlığı’ndan izin alan gerçek ve tüzel kişilere yapabilecektir. Ayrıca TMO ile gerçek veya tüzel kişiler bu maddenin ihracatını, ithal eden firmanın ülkesindeki Birleşmiş Milletler Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu tarafından tanınan yetkili ulusal otoritesinden temin ettiği ithal permisi karşılığında Sağlık Bakanlığının ihraç permisi ile birlikte yapabilmekte olup, gerçek veya tüzel kişilerin söz konusu ihracı hangi hususlar dahilinde yapabilecekleri Yönetmelik’in 13. Maddesinde belirtilmiştir.12

    V. SONUÇ

    Türkiye, coğrafi ve iklimsel özellikleri nedeni ile tıbbi amaçlı kenevir yetiştiriciliği konusunda önemli bir potansiyele sahiptir. Bu doğrultuda, haşhaş faaliyetlerinde olduğu gibi ilaç etkin maddesi üretimi amacıyla kenevir yetiştiriciliği faaliyetlerinin de ilgili mevzuata uygun ve devlet denetim ve kontrolünde yapılması ile hem sağlık sektöründe hem de ekonomik açıdan büyük gelişmeler sağlayacağı değerlendirilmektedir. Önemle belirtmek gerekir ki, Türkiye’de tıbbi amaçlı kenevir faaliyetlerinin yapılabilmesi adına, çeşitli ülkelerdeki mevcut mevzuat ve uygulamaların analizi takip edilmeli, uluslararası alandaki kenevir yetiştirme şartlarına riayet edilmelidir. Ülkemizde yasallaştırılması halinde tıbbi kenevir, geniş ürün çeşitliliği ile birçok medikal alanda hastalara tedavi olanağı getirecek ve medikal alanda tıbbi kenevir kullanan ülkelerle yapılacak ithalat ve ihracat ilişkileriyle ekonomiye katkı sağlayacaktır.

    Kaynakça


    1. Prof. Dr. Dursun KIRBAŞ, Medikal Esrar Hakkında Bilmediklerimiz, Endüstriyel Kenevir Gerçeği Paneli, Samsun 2018, s. 3 ↩︎
    2. T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Adım Adım Kenevir ve Türevleri, 1. Baskı, Ankara 2020, s. 5 ↩︎
    3. 1961 Birleşmiş Milletler Tek Sözleşmesi (Tek Sözleşmesi), m. 2 ↩︎
    4. Tek Sözleşmesi, m. 23 ↩︎
    5. Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun, m. 23 ↩︎
    6. İlaç Etkin Maddesi Üretimi Amaçlı Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolüne Dair Yönetmelik (Yönetmelik), m. 5 ↩︎
    7. Yönetmelik, m. 6 ↩︎
    8. Yönetmelik, m. 7 ↩︎
    9. Yönetmelik, m. 8 ↩︎
    10. Yönetmelik, m. 9 ↩︎
    11. Yönetmelik, m. 10 ↩︎
    12. Yönetmelik, m. 13 ↩︎

    etkinmaddeilaçkenevirtıbbiyetiştiricilik
    Read more
    • Published in Yayınlar
    No Comments

    DOĞAYA KATKILARIMIZA DEVAM EDİYORUZ

    Pazartesi, 11 Mart 2024 by ssi-legal

    SSI Legal’da, her zaman çevre bilincini ve doğaya karşı sorumluluğumuzu ön planda tutuyoruz. Geleneğimizin bir parçası olarak, 2023 yılı için karbon ayak izimizi hesapladık ve bu ayak izini telafi etmek için bir ağaç bağışında bulunduk.

    Sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçmeyi işimiz ve toplumumuz için ayrılmaz bir öncelik olarak görüyoruz. Bu nedenle, çevre bilincimizi ve sorumluluğumuzu artırmak için çalışmaya devam ediyoruz.

    Doğaya katkıda bulunmak için çevre bilincine sahip ortaklar olarak bize katılmaya davet ediyoruz.

    AğaçBağışÇevreDoğaKarbon Ayak İzi
    Read more
    • Published in Haberler
    No Comments
    • 1
    • 2
    • 3

    SSI LAW FIRM

    Cumhuriyet Mh. Silahşör Cd. Yeni Yol Sk. No:2 Now Bomonti D:94 Şişli İstanbul
    [email protected]
    +90 (212) 813 73 24

    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • Ekibimiz ile Tanışın
    • Çalışma Alanları
    • Kariyer
    • İletişim
    • Privacy Policy
    TOP