SSI Law Firm

  • English
  • Türkçe
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Ekibimiz ile Tanışın
  • Çalışma Alanları
  • Kariyer
  • İletişim
  • Home
  • Posts tagged "Tüzel Kişilik"
31 Ağustos 2026

Tag: Tüzel Kişilik

SERMAYE ORTAKLIKLARINDA TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI TEORİSİ

Salı, 08 Temmuz 2025 by ssi-legal

Özet

Tüzel kişilik, bireysel çabanın yetersiz kaldığı alanlarda ortaya çıkan ve kişiden bağımsız hukuki bir varlık olarak tanımlanan bir yapıdır. Sermaye ortaklıklarında sınırlı sorumluluk ve ayrılık ilkeleri geçerlidir; bu çerçevede pay sahipleri yalnızca taahhüt ettikleri sermaye ile ve sadece şirkete karşı sorumludur. Ancak bu ilkelere rağmen, tüzel kişilik zaman zaman kötüye kullanılmakta ve üçüncü kişilere zarar verecek şekilde araçsallaştırılabilmektedir.

Bu gibi durumlarda 6427 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun1 (“TMK”) 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı devreye girmekte, tüzel kişilik perdesi kaldırılarak perde arkasındaki gerçek kişilerin doğrudan sorumluluğu gündeme gelmektedir. Bu çalışmada, tüzel kişilik kavramı açıklanarak tüzel kişilik perdesinin hangi durumlarda ve nasıl kaldırıldığına yönelik işlemler ile organik bağ teorisiyle farklılıkları detaylı bir şekilde ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Tüzel Kişilik, Sınırlı Sorumluluk İlkesi, Ayrılık İlkesi, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Hakkın Kötüye Kullanılması, Dürüstlük Kuralı, Organik Bağ

I. GİRİŞ

Modern hukuk sistemlerinde kişi kavramı, yalnızca gerçek kişileri değil, belirli amaçlarla oluşturulmuş ve bağımsız hukuki varlıklar olarak tanınan tüzel kişileri de kapsamaktadır. Tüzel kişilik, özellikle ekonomik ve ticari faaliyetlerin kolektif biçimde yürütülmesini mümkün kılan önemli bir hukuki araçtır. Ancak bu yapı, zaman zaman ortaklar veya yöneticiler tarafından kötüye kullanılarak üçüncü kişilere zarar verme amacına hizmet edebilmektedir.

Bu durumlarda, hukuk düzeni tarafından tanınan ayrılık ve sorumsuzluk sınırlarının aşılması, tüzel kişiliğin arkasına gizlenilerek sorumluluktan kaçınılması söz konusu olmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasındaki ayrılık ve sorumsuzluk ilkesine istisna teşkil eden durumlarda, yani tüzel kişilik yapısının hukuk düzenine aykırı şekilde kötüye kullanılması veya şirket ile pay sahipleri arasındaki ayrımının dürüstlük kuralına açıkça aykırılık oluşturduğu hallerde, “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” teorisine başvurulması kabul edilmiştir.

II. TÜZEL KİŞİLİK KAVRAMI

Kişi kavramı, hukuki açıdan değerlendirildiğinde, hak sahibi olabilme ve borçlanabilme ehliyetine sahip varlıkları ifade etmektedir. Bu tanımla birlikte her ne kadar ilk etapta gerçek kişiler akla gelse de bireysel çabanın belirli amaçlar bakımından yetersiz kalması ve toplumsal ihtiyaçların dayatması sonucunda, bazı kişi ve mal toplulukları da hukuk düzeni tarafından kişi olarak kabul edilmiştir. Tüzel kişi olarak adlandırılan bu topluluklar, sözleşme ile meydana gelen ve sözleşmeyi yapan gerçek ve tüzel kişilerin varlığından ayrı ve onlardan bağımsız bir hukuki kişilik olarak tanımlanmaktadır2.

Tüzel kişilik, TMK’nın 47. maddesinin birinci fıkrası hükmünden istifade edilerek tanımlanabilir. Belirli ve sürekli bir amacı gerçekleştirmek üzere örgütlenmiş ve kendisini kuran kişilerden bağımsız olan kişi veya mal topluluğuna tüzel kişi denir3.

III. TÜZEL KİŞİLİĞE HÂKİM OLAN BAZI İLKELER

A. Sınırlı Sorumluluk İlkesi

Genel olarak ortaklıklar hukukunda sınırlı sorumluluktan anlaşılması gereken, ortakların ortaklık borçlarından dolayı alacaklılara karşı sorumluluklarının sınırlanmasıdır4. Sınırlı sorumluluk ilkesi, sermaye şirketlerinde ortakların sorumluluğunun yalnızca taahhüt ettikleri veya şirkete fiilen getirdikleri sermaye tutarı ile sınırlı olduğunu; şirket borçlarına karşı üçüncü kişilerin yalnızca şirketin malvarlığına başvurabileceğini ifade eder. Anonim şirketler bakımından ise, pay sahiplerinin yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarıyla ve sadece şirkete karşı sorumlu oldukları açıkça düzenlenmiştir5.

İlaveten, şirketin üçüncü kişilere olan borçları nedeniyle pay sahibinin, şirket alacaklılarına karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır; bu borçların ifası yönünde de herhangi bir yükümlülüğü söz konusu değildir. Diğer bir ifadeyle, şirketlerin borçlarından yalnızca kendi malvarlıkları ile sorumlu olmaları nedeniyle, şirket alacaklıları, pay sahiplerinden ne doğrudan ne de dolaylı olarak kişisel bir talepte bulunamaz. Pay sahibi, taahhüt etmiş olduğu sermaye payını şirkete ödemekle yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır ve bu ödemeyle birlikte şirkete karşı olan sorumluluğu sona erer.

B. Sınırlı Sorumluluk İlkesi

Ayrılık ilkesi, tüzel kişiliğin hem üyelerinden hem de üçüncü kişilerden bağımsız olarak hak ve fiil ehliyetine sahip olmasını ve bu kapsamda kendine ait ayrı bir malvarlığı bulunmasını ifade eder. Bu bakımdan sermaye şirketleri, ortaklık borçlarından dolayı sadece kendi malvarlığıyla sınırlı sorumludur. Böylece, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen gerçek veya tüzel kişiler, ayrılık ilkesi sayesinde, ortaklığın borçlarından sorumlu olmazlar6.

Bu doğrultuda ayrılık ilkesi, şahıs ayrılığı ve mal ayrılığı olmak üzere iki bölümde incelenebilir. Şahıs ayrılığı kapsamında tüzel kişiler; kurucularından, üyelerinden ve ortaklarından ayrı, onların ömürlerinden etkilenmeyen sürekli organizasyonlardır, yani tüzel kişiyi oluşturan kişiler ile tüzel kişi birbirinden farklıdır. Mal ayrılığı; tüzel kişinin, kendisini oluşturan kişilerinden ayrı ve bağımsız bir malvarlığına sahip olması anlamına gelir. Mal ayrılığı ilkesi sayesinde tüzel kişi, tarafı olduğu hukukî işlemlerden doğrudan sorumlu olur ve tüzel kişiyi oluşturan kişiler prensip itibarıyla sorumluluk altına girmez. Şu hâlde tüzelkişiler, sadece kendi alacaklılarına karşı ve tüm malvarlıklarıyla sınırsız olarak sorumludur. Kural olarak, tüzel kişinin borçları için tüzel kişinin ortaklarına başvurulamadığı gibi ortakların borçları da tüzel kişiden talep edilemez7.

Ayrılık ilkesi, tüzel kişi ile onu meydana getiren gerçek kişiler arasında hukuki bir ayrım ve mesafe oluşturur. Bu durum, ayrılık ilkesinin doğal bir sonucudur ve esasen üçüncü kişilere karşı ortakların kişisel sorumluluğunu sınırlandırmayı amaçlar. Ancak bazı istisnai durumlarda, bu ayrımın aşılması ve tüzel kişiliğin arkasındaki bireylerin doğrudan sorumlu tutulması mümkün olabilmektedir.

IV. TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN KALDIRILMASI

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, en temel anlamıyla tüzel kişinin ayrılığı ilkesinin somut olayda göz ardı edilmesi ve tüzel kişiden alacaklı üçüncü kişilerin, tüzel kişiyi oluşturan kişilere başvurulabilmesi anlamına gelir8.

Hukuki kuralları dolanarak kanuna karşı hile yapılması; kişilerin, ayrı bir tüzel kişiliğe sığınarak bu tüzel kişilik üzerinden taraf oldukları sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri ve ardından bu yapının arkasına saklanmaları, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıyla bağdaşmaz ve hukuk düzeni tarafından korunamaz. Bu tür durumlarda, TMK’nın 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hakkın kötüye kullanılması söz konusu olacağından, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve perde arkasındaki gerçek kişilerin gerektiğinde doğrudan sorumlu tutulması gerekir.

Tüzel kişi ile ortaklar arasındaki malvarlığı ve organizasyon alanlarının birbirine karışması, ortakların kendi işlemleriyle sanki tüzel kişi ile aralarında hukuken bir ayrım yokmuş gibi hareket etmeleri ya da şahsi malvarlıkları ile şirket malvarlığı arasında sınır gözetmemeleri, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi gibi durumlar; özellikle tüzel kişiliğin kasıtlı olarak üçüncü kişilere zarar verecek şekilde kullanılması hali, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektiren başlıca nedenler arasında sayılmaktadır.

Öğretide tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi; doğrudan (düz), dolaylı (ters) ve çapraz olmak üzere üç farklı biçimde ele alınmaktadır. Düz kaldırma hâlinde, tüzel kişilik perdesini sorumluluktan kaçınmak amacıyla kötüye kullanan hâkim veya tek ortağın, tüzel kişinin alacaklılarına karşı doğrudan sorumlu tutulması söz konusu olur. Yargıtay kararlarında da tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması kabul edilmektedir9. Ters kaldırma durumunda ise tüzel kişinin ortağının alacaklıları, ortağın hâkimiyet ilişkisi bulunduğu tüzel kişiye başvurabilmekte ve ortak ile birlikte anılan tüzel kişiyi de sorumlu tutabilmektedir10. Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde, tüzel kişi ile onu oluşturanlar veya ona hâkim olanlar sanki aynı kişiymiş gibi değerlendirilir. Tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması hâlinde, tüzel kişinin borçları, tüzel kişinin ortaklarına teşmil edilerek onlardan talep edilebilir hâle gelir11.

V. ORGANİK BAĞ TEORİSİ

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisiyle birlikte bahsedilmesi gereken bir diğer teori de organik bağ teorisidir. Şirketler hukukunda organik bağ terimi, farklı şirketler arasındaki ilişkileri ifade eder. Organik bağ teriminin, ilişkili kişiler arasındaki ticari iş ve işlemlerin, sahiplik veya alacaklılık gibi hallerin yasal şirket ortaklığı veya şirketler topluluğu bağları kurulmadan gerçekleştirilmesini, bu doğrultuda ticari ve ekonomik faaliyetlerin farklı şirketler, kişiler veya temsilciler arasına gizlenerek yürütülmesini ve böylece gerçek sahiplerin ve işlemlerin saklanmasını, gizlenmesini ifade ettiği söylenebilir12. Organik bağlar, şirketlerin bağımsız varlıklar gibi görünmesine rağmen aslında aynı kişiler veya kuruluşlar tarafından yönetilen bir ağın parçası olduklarını gösterir.

Türk hukukunda organik bağ kavramı kanunla düzenlenmemiştir ancak teamüller ve Yargıtay içtihatları ile birlikte ortaya çıkmıştır. Organik bağın varlığı ispatının tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına kıyasla daha az külfet içerdiği söylenebilir13. Yargıtay kararlarında da organik bağın şirketlerin adresleri, faaliyet alanları, ortakları ve temsilcilerinin aynı olmasından, aralarındaki hukuki ilişkilerin tespitinden anlaşıldığı kabul görmektedir14.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ kavramları, şirketler hukukunda birbirine bağlı ancak farklı iki önemli teoridir. Her iki teori de nihayetinde sorumluluğun genişletilmesini hedefler. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, çoğunlukla bir alacaklının, şirketin arkasındaki gerçek kişi ortaklara ulaşarak onların sorumluluğuna gitmesine imkân tanır. Buna karşılık, organik bağ teorisi, farklı tüzel kişilikler arasında bir ilişki bulunması durumunda, bu şirketlerin aynı borçtan müteselsilen sorumlu tutulabilmesini sağlar. Teoriler arasındaki en temel fark; perdeyi kaldırma teorisi gerçek kişilerin sorumluluğuna yönelirken, organik bağ başka bir tüzel kişiliğe sorumluluk yükler.

VI. SONUÇ

Tüzel kişilik kavramı, modern hukuk sistemlerinde karmaşık ekonomik ve sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde temel bir yapı taşıdır. Gerçek kişilerden bağımsız bir hukuki varlık olarak kabul edilen tüzel kişiler, belirli bir amaca yönelik olarak organize olmuş topluluklar şeklinde faaliyet gösterirken, bu yapıya içkin olan ayrılık ve sınırlı sorumluluk ilkeleri sayesinde ortakların şahsi malvarlıkları korunmakta ve riskler belirli sınırlar içinde tutulmaktadır.

Özellikle üçüncü kişilere zarar verme amacıyla tüzel kişiliğin istismar edilmesi, dürüstlük kuralına açıkça aykırıdır ve bu tür durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gündeme gelmektedir. Sınırlı sorumluluk ve ayrılık ilkeleri, tüzel kişiliğin temel dayanaklarını oluştursa da bu ilkelerin kötüye kullanılması durumunda, hukuk düzeni tüzel kişilik perdesini kaldırarak gerçek kişilere doğrudan sorumluluk yükleyebilmektedir. Bu mekanizma, hakkın kötüye kullanılmasını önleyerek adaletin sağlanmasına hizmet etmektedir.

References


  1. 21.11.2001 tarihli 24607 sayılı Resmî Gazete ↩︎
  2. Prof. Dr. Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku Şerhi Cilt I, 4. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, sf. 169 ↩︎
  3. Fahri Erdem KAŞAK, Tüzel Kişilik Kavramı ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 26, Aralık 2020, sf. 1243 ↩︎
  4. Dr. Emrullah KERVANKIRAN, Sermaye Ortaklıklarında Sınırlı Sorumluluk İlkesine Karşı Önemli Bir İstisna: Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 11, Sayı 3-4, Aralık 2007, sf. 456 ↩︎
  5. Türk Ticaret Kanunu (TTK), m.329 ↩︎
  6. PULAŞLI, sf. 175 ↩︎
  7. KAŞAK, sf. 1250 ↩︎
  8. KAŞAK, sf. 1251 ↩︎
  9. Yarg. 9. HD, T. 04.07.2008, E. 2008/12981, K. 2008/18875 (www.legalbank.net); Yarg. 23. HD, T. 11.10.2012, E. 2012/4160, K. 2012/5938 (www.lexpera.com.tr). ↩︎
  10. KAŞAK, sf. 1258 ↩︎
  11. KAŞAK, sf. 1260 ↩︎
  12. Dr. Namık Kemal UYANIK, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ve Organik Bağ, 3. Baskı Seçkin Yayınevi, Ankara, 2023, sf. 927 ↩︎
  13. UYANIK, sf. 971 ↩︎
  14. Yarg. 9. HD, T. 14.11.2018, E. 2018/2125, K. 2018/20573 (www.lexpera.com.tr). ↩︎

Ayrılık İlkesiDürüstlük KuralıHakkın Kötüye KullanılmasıOrganik BağSınırlı Sorumluluk İlkesiTüzel KişilikTüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması
Read more
  • Published in Yayınlar
No Comments

TÜRK HUKUKUNDA ÖN ANONİM ŞİRKET

Cuma, 21 Mart 2025 by ssi-legal

Özet

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerin kuruluşu bakımından ikili bir ayrıma gitmekte ve kuruluş sürecini kurulma ve tüzel kişilik kazanma şeklinde ayrı ayrı düzenlemektedir. Nitekim, anonim şirket, kurucuların, imzalarının noter tarafından onaylandığı ya da ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladığı esas sözleşmede, anonim şirket kurma iradelerini açıklamaları ile kurulmuş sayılsa da ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanmaktadır. Anonim şirketin kuruluş anından tüzel kişilik kazandığı ana kadar olan bu süreçte ise ön anonim şirketin varlığı karşımıza çıkmaktadır. Ön anonim şirketin hukuki statüsü ve sorumluluğu doktrinde tartışmalıdır.

Bu çalışmamızda, Türk hukukunda anonim şirketlerin kuruluş sürecinde ortaya çıkan ön anonim şirket yapısının tartışmalı hukuki niteliği incelenecek, devamında ön anonim şirketin fiili yapısı ve hukuki sorumluluğu ile ön anonim şirket süresi ve sona erme halleri ele alınacaktır. Son olarak ön anonim şirketlerin Türk hukukundaki mevcut hukuki niteliğinin netleştirilmesi bakımından bu konuda yapılması gereken olası yasal düzenlemeler değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Türk Ticaret Kanunu, Anonim Şirket, Ön Anonim Şirket, Adi Şirket, Hukuki Nitelik, Tüzel Kişilik, Kuruluş, Tescil

1. GİRİŞ

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK1”) 329 ila 563. hükümleri arasında düzenleme alanı bulan anonim şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi, şartsız taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzaladığı esas sözleşmede, anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulmuş sayılmaktadır2. Ancak bu safhada şirketin henüz bir tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Nitekim, yukarıda alıntılanan TTK’nın 335. maddesinin ilk fıkrası anonim şirketlerin yalnızca kuruluş safhasını açıklamakta ve aynı maddenin ikinci fıkrasında 355. maddenin birinci fıkrasına atıf yapılarak tüzel kişilik kazanma safhası ayrıştırılmaktadır. Bu noktada, TTK’nın 335. maddesi ile yeni bir düzenleme olarak getirilen ön anonim şirket yapısı söz konusu olmaktadır.

Aslında, kurulmakta olan tüm ticaret şirketleri tüzel kişilik kazanmadan önce adi şirket statüsündedir. Ancak bu kurala anonim şirket için bir istisna getirilmiş ve adi şirket hükümleri dışlanarak en azından noter/ticaret sicil huzurunda imzalama aşamasıyla birlikte şirket tüzel kişilik kazanıncaya kadar ön ortaklık denilen bir aşama yaratılmıştır3.

2. ÖN ANONİM ŞİRKETİN TARTIŞMALI HUKUKİ NİTELİĞİ

Kurulması planlanan anonim şirketin esas sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce onaylanması veya esas sözleşmenin ticaret sicili müdürü ya da yardımcısı huzurunda imzalanması ile bir ön anonim şirket kurulmuş olur. Ön anonim şirket esas sözleşmesinin şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticareti siciline tescil edilmesiyle birlikte kurulması öngörülen şirket tüzel kişilik kazanmaktadır.

Anonim şirketlerin tüzel kişilik kazanmasının ticaret siciline tescil ile mümkün olmasına istinaden, tescilden önceki safhada mevcudiyet kazandığı kabul edilen ön anonim şirketin, esas sözleşmede özel olarak belirtilen veya işin mahiyeti gereği yapılması gereken işlerle sınırlı da olsa belli hukuki işlemleri, şirket sözleşmesi çerçevesinde organları vasıtasıyla yapma yetkisi olan, tüzel kişiliği ve tacir vasfı olmayan, “anonim şirket benzeri” bir yapı olduğu söylenebilir4.

TTK’da ön anonim şirketin hukuki niteliği açıkça ortaya koyulmamış ancak 335. madde gerekçesinde “Madde ön anonim şirketin varlığına işaret etmekte ve bu şirketin oluşma anını açıklığa kavuşturmaktadır. Ön anonim şirket, tüzel kişiliği haiz anonim şirketten farklıdır. Anılan nokta 355. maddenin birinci fıkrasının saklı tutulması ile vurgulanmıştır.” ifadelerine yer verilmek suretiyle hakim görüş uyarınca, ön anonim şirketin bir adi şirket ve bir dernek olmayıp bir elbirliği mülkiyeti (şirketi) oluşturduğu vurgulanmıştır. Yine aynı gerekçede “Ön şirketin ortaklarının (kurucular) tacir sıfatını taşımazlar, şirketin tescili ile ön şirket tasfiyesiz sona erer. Tek kişi anonim şirketinde ise ön şirket tek kurucunun özel malvarlığı niteliğini taşır.” açıklamasına da yer verilmiştir.

Bu açıklamaya istinaden, kanun koyucunun gerekçede ifade ettiği hakim görüşten kastının Alman hukuku olduğu, aslında TTK madde 355 hükmü ile kanun koyucunun Alman hukukunda geçerli olan ön şirket kurumunu hukukumuza kazandırmak istediği anlaşılmaktadır5.

Bununla birlikte, bu husustaki mevcut hukuki düzenlemenin yetersizliğine istinaden, yine 335. madde gerekçesinde “Türk hukukunda ön anonim şirketin niteliği ile hukuki durumu öğretide ve mahkeme kararlarında açıklığa kavuşacaktır.” denilmek suretiyle bu husus doktrine ve içtihatlara bırakılmıştır. Bu kapsamda, henüz yerleşik bir içtihat oluşmamış olup doktrinde ise ön anonim şirketin hukuki niteliğine ilişkin farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Bu noktada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”)6 620. maddesinin ikinci fıkrası gündeme gelmektedir. Anılan hükümde, “Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tâbi adi ortaklık sayılır.” denilmekte olup bu madde ışığında ön anonim şirketlerin adi ortaklık niteliğini haiz olduğunu savunan görüşler de mevcuttur. Nitekim, Tekinalp, TTK’nın 335. maddesinde kurulduğu belirtilen şirketin bir anonim ortaklık olmadığını, zira anonim ortaklığın 355. madde uyarınca tüzel kişilik kazandığını, bu şirketin tüzel kişiliği olmayan bir anonim ortaklık olarak da nitelendirilemeyeceğini, TTK’nın 335. maddesinde sözü edilen şirketin TBK madde 620/2 uyarınca bir adi ortaklık olduğunu, çünkü anılan fıkra uyarınca, bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa adi ortaklık sayıldığını savunmaktadır7.

TBK’nın 620. maddesinin ikinci fıkrasının TTK’nın 335. maddesi karşısında uygulanması, esasen Alman hukukunda öngörülen ön şirket sistemi ile İsviçre hukukunda geçerli ön şirket sistemi çatışmasına işaret etmektedir. Ancak, 335. madde gerekçesinden anlaşılacağı üzere, Türk hukukunda Alman hukukunda benimsenmiş olan modele atıf yapılmış olduğundan, mevcudiyeti kabul edilen ön şirketin yapısının ve hukuki niteliğinin Alman hukukunda geçerli olan prensiplere göre açıklanması uygun olacaktır.

Kaldı ki, 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu döneminde TBK’nın 620/2 hükmü belirleyici ve geçerli olup Türk hukukunda, İsviçre hukukunda olduğu gibi, esas sözleşmenin onaylanmasından tescile kadar olan süreçte ortaya çıkan oluşum adi şirket olarak görülmekteydi. Ancak, kanun koyucu eski Türk Ticaret Kanunu dönemindeki sistemi aynen devam ettirmek yerine TTK 335. madde ile yeni bir düzenlemeye gerek duymuş ve gerekçesinde Alman hukuku prensibine atıf yapmıştır. Bu yeni düzenlemeye duyulan gereklilik dikkate alındığında, Pulaşlı’nın da savunduğu üzere, tescil aşamasına kadar geçen süredeki şirketin bir adi şirket olmadığı, çünkü kurucuların, akdettikleri anonim şirket sözleşmesiyle bir adi şirketi değil, bir ticaret şirketini kurmayı amaçladıkları söyleyebilecektir8.

3. ÖN ANONİM ŞİRKETİN FİİLİ YAPISI

Türk hukukundaki ön anonim şirket Alman hukuku kökenli olduğundan ön anonim şirketin fiili yapısı ve oluşumu bakımından Alman hukukunda benimsenen görüşün, Türk hukuk uygulamasında da kabulü gerekir.

Alman hukukunda ön anonim şirket, tüzel kişiliği haiz anonim şirket gibi, kendine ait bir mal varlığı, hak ve borçları olan bir kurum olup kurulacak şirketin organlarına (genel kurul ve yönetim kurulu) sahiptir. Dolayısıyla, Türk hukukunda da ön anonim şirketin, kurulmakta olan anonim şirketin esas sözleşme ile belirlenmiş organlarına, yani, yönetim kuruluna ve genel kurula sözleşme gereği sahip olduğu söylenebilir. Kurulmakta olan anonim şirketin esas sözleşmesinde belirlenmiş yönetim ve temsil yetkisini haiz organı olarak belirlenen kişiler veya yönetim kurulu, şirket adına üçüncü kişilerle bu safhada da işlem yapabilir9.

4. ÖN ANONİM ŞİRKETTE SORUMLULUK

TTK’nın 355. maddesinin ikinci fıkrasında “Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar ve taahhütlere girişenler, bu işlem ve taahhütlerden şahsen ve müteselsilen sorumludurlar. Ancak, işlem ve taahhütlerin, ileride kurulacak şirket adına yapıldığı açıkça bildirilmiş ve şirketin ticaret siciline tescilinden sonra üç aylık süre içinde bu taahhütler şirket tarafından kabul olunmuşsa, yalnız şirket sorumlu olur.” hükmüne yer verilmiş ve ön anonim şirketteki sorumluluk hususunda ikili bir ayrıma gidilmiştir. Bu kapsamda, anılan maddede ilk ele alınan husus, kurulacak anonim şirketin tescilinden önce şirket adına işlem yapanların ve taahhütlere girişenlerin bu işlem ve taahhütlerinden dolayı şahsen ve müteselsilen sorumlu olmalarıdır. Bu noktada, örneğin yönetim kurulunun, şirketi temsil yetkisini üçüncü kişilere devretmiş olması halinde bu kişilerin de şahsen ve organ niteliğindeki yöneticilerle birlikte “müteselsilen” sorumlu olacaklarını kabul etmek gerekecektir. Ayrıca, şirketin kurulmaması veya kurulamaması halinde ise ön-anonim şirket safhasında ve tescilden önce işlem yapanların kişisel olarak ve müteselsilen sınırsız sorumlulukları meydana gelecektir10.

Nitekim, yukarıda anılan maddenin devamında, söz konusu işlem ve taahhütlerin, ileride kurulacak şirket adına yapıldığı açıkça bildirilmesi ve şirketin ticaret siciline tescilinden sonra bu taahhütlerin şirket tarafından kabul edilmesi halinde yalnız şirket sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla, şirketin herhangi bir sebeple kurulmaması veya kurulsa dahi maddede belirtilen süre içerisinde ön anonim şirket yetkilileri tarafından yapılan işlem ve taahhütlerin kurulan anonim şirket yetkili organları tarafından onaylanmaması halinde, söz konusu işlem ve taahhütleri yapan kişilerin sınırsız sorumlulukları devam edecektir.

Ön anonim şirketin adi şirketten esas farkı bu noktada gündeme gelmektedir. Zira, ön anonim şirkette iç ilişkide anonim şirket hükümleri uygulanmaktadır. Üçüncü kişilere karşı olan sorumlulukta ise TTK 355. maddenin ikinci maddesinde vurgulandığı üzere adi şirket hükümlerine başvurulmaktadır.

5. ÖN ANONİM ŞİRKETİN SÜRESİ VE SONA ERMESİ

Makalemizde daha öncede belirtmiş olduğumuz üzere, anonim şirket, kurucuların imzalarının noterce onaylandığı veya ilgili ticaret sicil müdürlüğü huzurunda onaylandığı esas sözleşmede bir anonim şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur ve tüzel kişiliği de ticaret siciline tescil ile kazanır. TTK’nın 354. maddesinin birinci fıkrasında “Şirket esas sözleşmesinin tamamı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının izniyle kurulacak olan anonim şirketlerde izin alınmasını, diğer şirketlerde 335 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca şirketin kuruluşunu izleyen otuz gün içinde şirketin merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan olunur.”  hükmüne yer verilmiş olduğundan kuruluş ile tescil arasında geçen ön anonim şirket safhasının maddede belirtildiği şekilde otuz (30) gün olduğu söylenebilecektir.

Diğer yandan, TTK’nın 345. maddesinin ikinci fıkrasında, şirketin 335. maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı veya şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanma tarihinden itibaren üç ay içinde tüzel kişilik kazanamaması bir sonuca bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu hususta farklı görüşler mevcut olmakla birlikte, ön anonim şirket süresinin en fazla üç ay olabileceğini söylemek mümkündür.

Şirket, ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik kazandığı anda ise ön anonim şirket, 335. madde gerekçesinde açıklandığı üzere tasfiyesiz olarak sona erecektir. Burada, aslında, ön şirketin ticaret siciline tescil edilmesi bir sona erme sebebi olarak değerlendirilmemekte, aksine tescil elbirliği ortaklığı olarak kabul edilen ön şirketi tüzel kişiliğe sahip bir şirkete dönüştürmektedir.

Diğer yandan, kurucuların iradesiyle ön anonim şirketin herhangi bir sebeple feshedilmesi halinde ise ön anonim şirket tasfiye sürecine girmekte ve ön anonim şirket tasfiye edilip sona erinceye kadar ön şirketin amacı tasfiye ile sınırlı olarak devam etmektedir.

6. SONUÇ

Alman hukukunda tüm doktrin ve yüksek mahkeme kararları ile benimsenmiş olan ve TTK’da yeni bir düzenleme olarak yer verilen ön anonim şirket modeli, ilgili maddenin gerekçesinde de açıklandığı gibi, bir adi şirket veya dernek değildir, bilakis korporatif yapıya sahip bir elbirliği şirketidir. Ön şirkete kısmi hak ve fiil ehliyeti tanındığı için, tüm organları oluşmuş olan bu şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilmekte ve dışarıya karşı temsil edilmektedir. Böylece, Alman hukukunda ön şirket konusunda kendi içinde tutarlılık gösteren belli bir sistem geliştirilmiştir. Dolayısıyla şirket içi ilişkiler, temsil ve sorumluluk ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar bu sistem içinde daha kolay açıklanabilmektedir11.

Diğer yandan, ön anonim şirket kurumunun kabulü ile tescilden önceki dönemde ortaklar arasında çıkabilecek ihtilafların çözümünde esas sözleşme hükümlerini uygulamanın yolu açılmış ve bu konudaki birtakım soru işaretleri ortadan kalkmış olsa da Alman mevzuatının aksine, gerek organların hak ve yetkileri gerek sorumluluğun kapsamı ve gerek ön anonim şirketin hukuki niteliği gibi hususlar Türk mevzuatında açıklığa kavuşturulmamış ve bu konunun doktrindeki görüşler ve mahkeme kararlarıyla aydınlığa kavuşacağı belirtilmiştir. TTK’daki düzenlemelerin yetersizliği farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olup ön anonim şirketin hem hukuki statüsü hem de yargı süreçlerindeki yeri açısından tartışmalı bir gündem yarattığından bahsedilen sorunların çözümü için mevzuatta yeni düzenlemelerin yapılması ve ön anonim şirketin hak ve taraf ehliyeti ile organlarının yetkisi bakımından daha açıklayıcı hükümler getirilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

References


  1. 14.02.2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete ↩︎
  2. TTK madde 335/1 ↩︎
  3. Tamer Bozkurt, Şirketler Hukuku, 11. Baskı, Ankara 2020, s. 229. ↩︎
  4. Ömer Adil Atasoy, Berkay Ergün, Türk Hukukunda Ön Anonim Şirket, Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 3, Sayı 2, Aralık 2017, s. 7 ↩︎
  5. Emrullah Kervankıran, Ön Şirket ve Hukuki Niteliği, s. 366 (https://dergipark.org.tr/tr/) ↩︎
  6. 04.02.2011 tarihli ve 27836 sayılı Resmi Gazete ↩︎
  7. Ünal Tekinalp, Yeni Anonim ve Limited Ortaklıklar Hukuku ile Tek Kişi Ortaklığının Esasları, 2. Baskı, İstanbul 2012, Nr. 10-26, 10-27 ↩︎
  8. Hasan Pulaşlı, Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre Tek Ortaklı Sermaye Şirketleri ve Buna İlişkin Bazı Özel Durumlar, Regesta Dergisi, Sayı 1, Kasım 2011, s.14 (https://www.ito.org.tr/tr) ↩︎
  9. Ömer Adil Atasoy, Berkay Ergün, s. 9 ↩︎
  10. Ömer Adil Atasoy, Berkay Ergün, s. 10 ↩︎
  11. Emrullah Kervankıran, s. 366 ↩︎

Adi ŞirketAnonim ŞirketHukuki NitelikKuruluşÖn Anonim ŞirketTescilTürk Ticaret KanunuTüzel Kişilik
Read more
  • Published in Yayınlar
No Comments

SSI LAW FIRM

Cumhuriyet Mh. Silahşör Cd. Yeni Yol Sk. No:2 Now Bomonti D:94 Şişli İstanbul
[email protected]
+90 (212) 813 73 24

  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Ekibimiz ile Tanışın
  • Çalışma Alanları
  • Kariyer
  • İletişim
  • Privacy Policy
TOP